Şüphesiz ki Ebu Leheb, bütün asırlar için kötü bir örnek ve ibrettir. Geçmişte ve şu anda aynı karakterde olup Allah’ın dinine saldıranların âkıbeti de aynı olacak demektir. Kur’an kıyamet sabahına kadar canlı ve diridir. Asla tarihsel, o gün için ve geçici değildir. Şu anda da azgınlaşan kâfir ve münafıklara, Allah’ın Peygamberleri ve Peygamber Efendimiz’e (sav) iftira atanlara korku verici bir sûredir. Onların da elleri kurusun!
Tebbet Sûresi, Fâtiha Sûresi’nden sonra Mekke-i Mükerreme’de nazil olmuştur. 5 (beş) âyet-i celileden meydana gelmektedir. Ebû Leheb’in hüsrana, helâka maruz kaldığını bildirdiği için kendisine bu isim verilmiştir. Bir diğer ismi de Leheb Sûresi’dir. Ayrıca Mesed’den yani hurma lifinden bir ipten bahsettiği için kendisine, Mesed Sûresi de denilmiştir.
Bu sûre-i celilede Cenab-ı Hak, kendisine, dinine, Rasûlüne düşman olanların, sonuçta kendi çirkin düşüncelerinin, kötü amellerinin şiddetli cezalarına uğrayacaklarını ifade buyuruyor. Bu tabiattaki kimselerin hem dünya hayatı ve hem de âhiret hayatındaki hallerinin, âkıbetlerinin nasıl olacağını haber vererek, bizlere bir ibret verip dikkatlerimizi çekiyor.
YÜCE MEÂLİ
1- Ebû Leheb’in elleri kurusun (yok olsun o), zaten yok oldu ya!
2- Ne malı ne de kazandığı ona fayda vermedi.
3- (O) alevli bir ateşe girecektir.
4- Karısı da odun hamalı olarak...
5- Boynunda hurma lifinden bir de ip olacaktır.
MUHTEVÂSI
Bu mübarek sûre, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e (sav) eza ve cefada bulunmuş olan Ebu Leheb ile karısının, helâk olarak şiddetli, ateşli bir azaba atılacaklarını ifade buyurmaktadır. Ayrıca bu sûre, dünya hayatında kazanılan mevki, mal ve şöhret gibi şeylerin geçici olduğunu, kişiye bunların hiç bir faydasının dokunmayacağını da bildirmektedir. Çünkü asıl olan, kişinin amelidir. Öbür âleme onunla gidecek tek şey, yaşantısındaki amelidir.
NÜZÛL SEBEBİ
Buhârî, Tirmizî ve diğer bazı hadis kaynaklarının İbn Abbas’tan (ra) rivâyet ettiğine göre sûre-i celilenin nuzûl sebebi şöyledir: “Rasûlullah’a (sav);
-“(Önce) en yakın akrabanı uyar!” (26 Şuarâ 214.) âyet-i nazil olunca Safa tepesine çıkıp; “Ey insanlar! Sabah oldu, uyanın!” diye nida etti. Kureyş taifesi de toplanıp ne olduğunu sorunca Rasûlullah (sav) onlara şöyle dedi: “Size bir düşmanın (şu dağın arkasından) sabah veya akşamleyin gelip hücum edeceğini haber versem, beni tasdik eder misiniz?” Onlar da dediler ki: “Evet. Tasdik ederiz. Çünkü, biz senden doğrudan başka hiç bir şey işitmedik.” Rasûlullah (sav) bunun üzerine buyurdu ki: “Ben sizi ilerideki bir azaptan korkutucuyum. (Yani öyle bir azaba uğramamak için din olarak İslâm’ı seçin!)” Kalabalığın arasında bulunup, bu ihtarı dinleyen Ebû Leheb:
“Tebben leke”: “Yuh olsun sana, bizi bunun için mi topladın?” dedi ve kalkıp gitti. Bunun üzerine Tebbet Sûresi indirildi.” (Buhârî, tefsiru sûreti 111, 1-3, cenâiz 98; Tirmizî, tefsiru sûreti 111; Ayrıca bkz. Buhârî, t. sûreti 26,2, 34,2.)
SÛRENİN TEFSÎRİ
-“EBÛ LEHEB’İN İKİ ELİ KURUSUN (YOK OLSUN O), ZATEN YOK OLDU YA!”
Sûrenin bu ilk ayetindeki “Tebbet”=Helâk oldu fiili; esasen bir durumu haber vermekle birlikte dilek kipi de olabilir. Dilek kipi olması, ya zarar görmesini dilemek yahut da Arapların adetlerinde olduğu gibi “Kahrolası!” (80 Abese 17) şeklinde beddua olarak hüsran ve helaki hak ettiğini anlatmak sûretiyle kınamak ve çirkin görmek manâsınadır. (Bkz. Buhârî, tefsiru sûreti 111. Kelimeye tebâb, hüsran gibi manâlar verilmiştir.)
Söz konusu edilen fiili, ilk nuzûlüne bakarak çoğunluk, bu manâda yorumlamıştır. Bu yüzden “elleri kurusun” şeklindeki tercüme çok yaygındır. “Elleri çolak olsun” manâsına da kullanılmaktadır. Bununla beraber mecazi anlamda, iflas etsin, elinde-avucunda bir şey kalmasın, tutacağını tutamasın ve her tuttuğu boşa çıksın gibi beddua manâlarına da gelmektedir.
“Yedâ” kelimesinin kapsadığı manâ ise; sağdan-soldan gerek tutmak ve gerekse itmek için kullanmak istediği bütün sebep ve vasıtaları, dünyaya ve dine uzatmak istediği iki elidir. O Peygamber’in zaferine ve hak dinin ortaya çıkmasına mani olmak ve küfre sarılmak için müracaat ettiği maddi-manevî her şey kendi aleyhine döndü de, “yuh!” dediği için hakikaten helâk oldu, anlamına gelir.
2-“NE MALI NE DE KAZANDIĞI ONU KURTARAMADI.”
Bilindiği gibi Ebû Leheb, Peygamberimiz’in (sav) amcalarından biri idi. Kureyş’in zenginlerinden olup sözünü geçiren, onların arasında itibarlı bir kişiydi. İşte âyet buna işaret eder. Yani uğrayacağı azabı, bunlardan hiçbirisi önleyemedi. Kendisine bu malı ve kazancı hiçbir fayda da sağlayamadı, demektir.
Bu âyet-i kerimede Cenab-ı Hak, her ne kadar, Ebû Leheb hakkında, malının ve kazancının kendisine fayda vermeyeceğini haber veriyor ise de; mal, kazanç, mevki, şan, şöhret gibi şeylerin kişiye hiç bir zaman yarar sağlayamayacağını da beyan etmiş oluyor. Çünkü bu dünya her şeyiyle birlikte fanidir. Asıl olan âhiret hayatıdır. Ve kişiye yalnızca işlediği ameli fayda verebilir. Rabbimiz, bir âyet-i kerimesinde şöyle buyurur:
-“Âhirete kıyasla dünya hayatı geçici bir meta’dan başka bir şey değildir.” (13 Ra’d 26.)
Cenab-ı Hak, bu durumu başka âyetlerinde de belirtiyor. İşte bunlardan biri:
-“Mal ve oğullar, dünya hayatının süsüdür. Baki kalacak olan iyi ameller ise, Rabbinin katında sevap yönünden de, ümid yönünden de daha hayırlıdır.” (18 Kehf 46.)
3- (O) ALEVLİ BİR ATEŞE GİRECEKTİR.”
Bütün bunlar onu helâktan alıkoyamadı. Zira o, bir ateşe yaslanacak, yarın ahirette öyle bir ateşe girecek ki gayet alevli, dünyada eşi benzeri görülmemiş, son derece şiddetli bir alev! (Bkz. İbn Kesir, a.g.e., IV, 564.)
İşte onun âhirette çekeceği azabı. Allah (c.c.), Peygamberine acı çektiren, ona engel olmaya çalışan bir din düşmanının acı sonundan haber veriyor. Bu âlemde çekeceği azab gerçekleşmiş, feci bir şekilde ölüp gitmişti. Öbür âlemdeki âkıbeti de alevli, yakıcı bir ateşe atılmak olacaktır. Böyle bir durumdan onu hiçbir şey kurtaramadı ve asla da kurtaramayacaktır.
Rabbimiz bu şekildeki insanların ceza olarak atılacakları cehennem ateşi hakkında bakınız nasıl buyuruyor:
-“O, Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir ki, gönüllere kadar işler.” (104 Hümeze 6-7.)
Allahu Zü’l-Celâl, bizlere bir ibret veriyor. Allah’a ve Rasulüne düşman olanların durumlarından, ahvalinden haber veriyor. Böyle davranan bir insan, Peygamberimiz’in (s.a.v.) amcası bile olsa hiçbir şey fark etmiyor. Hatta bundan dolayı onun hakkında bir sûre nazil oluyor ve bizzat ondan haber veriyor. Diğer pek çok İslâm düşmanlarından hiçbirinin bizzat adları zikredilerek, onlar hakkında bilgi verilmiyor. Bu durum Ebu Leheb’in, kötü amellerde çok ileri gittiğinin bir ifadesi olmaktadır. Aynı zamanda Allah’ın, Peygamber Efendimize verdiği değeri de gösteriyor.
“KARISI DA ODUN HAMALI OLARAK...”
Yani onun karısı da, Ebû Leheble birlikte girecektir cehennemin o yakıcı ateşine... Ama odun hamalı, odun taşıyıcısı olarak...
Ebû Leheb’in karısı, Ümmü Cemil adında, yine kocası gibi İslâm düşmanı bir kadındır. İslâmiyetin yayılması yıllarında o da, Ebu Leheble birlikte Rasûlullah’a (s.a.v.) zorluklar çıkarmış ve ona eziyet etmiştir. Rasûlullah’ın (sav) geçeceği yollara dikenler koyup, ona acı vermek için gayret sarf etmiştir.
5- “BOYNUNDA HURMA LİFİNDEN BİR DE İP OLACAKTIR.”
Ebû Leheb’in karısı da boynunda hurma lifinden bir ip olduğu halde odun taşıyıcısı olarak o alevli ateşe girecektir. Âyette yer alan -cid- boyun manâsına gelirse de, “unuk” kelimesi gibi sadece boyun anlamı ifade etmeyip, özellikle gerdanlık gibi zinet eşyalarıyla süslü veya süslenmeye layık güzel boyunlar anlamındadır. Bu yüzden; “unuk” denilmeyip, “cîd” buyurulmuştur.
“Cîd,” süslü ve övgü ile söylenmektedir. Bu manâ farkı, Türkçe’de de vardır. Biz de bu gibi durumlarda “gerdan” tabirini kullanırız. Burada durumun acıklı manzarası gösterilmektedir. Bunun için bu kelâm, boynunda gerdanlık yerine bir ip vardır, şeklinde anlaşılmalıdır. (Geniş bilgi için bkz. Yazır, a.g.e., X, 53.) Yani o kadının boynunda, kadınların süslü görünmek için taktıkları gerdanlık yerine bir ip vardır. Bu halde azaba girmiştir, diye düşünülmelidir. Bu durum, kadının yaptığı kötü amellerin neticesidir. Ve o yaptıklarıyla bu sonucu hak etmiştir. Boynundaki ipin de özellikleri olacaktır. Sağlam liflerden, kuvvetli tellerden bükülmüş, kıvrılarak örülmüş bir iptir bu.
Sonuç olarak, sûre-i celile İslâmiyet’e, Allah’a ve Rasûlü’ne düşman olan, Yüce Dinimizin yayılışına engel olmak isteyen Ebû Leheb ve karısının uğrayacağı acıklı azabı haber veriyor. Bu tabiattaki kimselerin sonuçlarının buna benzer olacağını Rabbimiz beyan ediyor. Bu insanların dünya hayatındaki malları ve kazançlarının kendilerine hiçbir fayda sağlamayacağını, azaptan hiçbir şekilde kurtulamayacaklarını, iki cihanda da helak olacaklarını veciz bir şekilde ifade buyuruyor.