Eskiler “Lam’ı Cim’i yok” derlerdi. Aynı orada olduğu gibi $’ı moları yok” “KAZANACAĞIZ!” Adını ne koyarsanız koyun ister “konjonktür” deyin, ister “tarih bizi çağırıyor” ya da “Mukadderat”; her şey bizim lehimize.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da “Bunu da atlatacağız” demedi “Kazanacağız” dedi. Erdoğan’ın bunu yüksek sesle söylemesi ve meydan okuması da boş değil.
Türkiye’nin sadece Türkiye’de yaşayanlardan ibaret olmadığını, Türkiye’nin Türkiye’den ibaret olmadığını son yaşadıklarımız bir kez daha gösterdi. Belki ABD’nin hesap edemediği bir husus da buydu.
“Tankların karşısında kimse duramaz” ezberi nasıl 15 Temmuz’da yerle bir edildi ise “Süper güç ABD’nin önünde/karşısında kimse duramaz” anlayışı da yerle bir olmak üzere. Olacak da inşallah. “Korku Eşiği”nin aşıldığı kanaatindeyim. Milletin çoğundan, “Canımızı mı alacaklar?” modunun daha ilerisinde “Bağımsızlığımız için malımızla birlikte canımız da feda!” sesleri yükseliyor. ABD karşıtlığının şu anki kadar yüksek olduğu bir dönemi hatırlamıyorum.
Bizzat şahit olduğu 70 yaşını çoktan aşmış bir büyüğümüzün “Gerekiyorsa soğan-ekmek yemeye razıyım. Bu kalleş Amerika’ya diz çökmeyelim” sözü ve hissiyatı ülkenin genelinde hakim. Yine yurt dışındaki pek çok kişi “Türkiye kalesi yıkılırsa bizim de bittiğimizin resmidir” diyerek sembolik de olsa ellerindeki paraları Türk Lira’sına çeviriyorlar.
Bazı meselelerde şerlerden hayır çıkarabilmek önemlidir. Devletin ve hükümetin yaptıklarına/yapacaklarına ilave milletin de yapacakları var. Türkiye’ye açılan ekonomik savaş bizim bazı konulardaki eksikliklerimizi daha net görmemizse imkân verdi. Cari açık, ithalat-ihracat dengesi, üretim ve farklı kırılganlıklara daha ciddi önlemler almamız gerektiğini görmüş olduk. Ertelenmemesi, İhmal edilmemesi gereken aksi durumda daha farklı sıkıntılar yaşayacağımız hususlara acil önlemler alıp eksikliklerimizi de gidermemiz lazım.
Pek çok kimsenin epeydir şikayetçi olduğu tasarruf etmeyen, kayıtsız tüketim toplumu olmaktan kurtulmakla işe başlamalıyız. Dün olduğu gibi büyük çoğunluğu ithal olan ürünleri fütursuzca kullanmaktan geri durulmalı. Her alanda üretim artırılmalı. Ayrıca Türk Lirası kullanmaya da aşırı derecede ihtimam göstermeliyiz. Ufak tefek bahanelerin ardına sığınarak döviz almak gedikler vermemize sebep olacaktır.
Paniğe kapılmadan, soğukkanlı hareket ederek ekonomik ve psikolojik savaşı kazanacağız. Milletçe tek yürek olmuşken, ikircikli davranmak, durumun vahametini ciddiye almamak sıkıtı oluşturur. Vazgeçmeyecekler. Bundan sonra yaşanması muhtemel hiçbir olumsuzluk da moralimizi asla bozmamalıdır. Umutsuzluğa kapılıp birbirimize düşmemiz için de her yolu deneyecekler.
ABD, dünyadaki en büyük askeri ve ekonomik güç olmanın sarhoşluğu ile küresel kabadayılığa soyunup her canı istediğini haraca bağlamaya kalkınca zarar görenlerin de çözümler aradığı noktaya gelindi. İçinde bulunulan bu durum çok iyi değerlendirilmeli. Dünyanın farklı bölgelerindeki mazlumların desteği arkamızdayken ABD’nin zorbalığından bıkan ülkelerle de işbirliği daha da artırılmalı.
“Ülkeler arasında dostluk değil menfaatler belirleyici unsurdur” sözünden hareketle Çin ve Rusya bile bize destek mesajları yayınlıyor. İran, Pakistan, Azerbaycan ve Katar’ı Almanya ve İtalya takip edebiliyor. Yağmurdan kaçarken doluya da tutulmamak lazım. Rusya ve Çin asla kalıcı, dost ve müttefik olacak ülkeler değil. Menfaat ilişkisinin dozu iyi ayarlanmalı. ABD ve dolar kaybetmeye hiç bu kadar yakın olmamıştı. Er veya geç KAZANACAĞIZ!