Hani başkasının üzerinde gördüğünüz bir elbiseyi çok beğenirsiniz; aynısını alır giyersiniz de sakil durur ya…

Ya da bir başkasına çok yakışıyor diye saçınızı onun gibi kestirirsiniz; hiç yakışmaz, hatta komik olur ya…

Ya da yeni bir çevreye girersiniz, kendinizi yabancı hissedersiniz… Kişiler yabancıdır, konuşulanlar yabancıdır, elinizi kolunuzu nereye koyacağınızı bilemezsiniz de “laf olsun” diye, insanlar sizi garipsemesin diye bir şey söylersiniz; ama herkesi “Ne dedi şimdi bu?” diye afallatacak, ortamda buz gibi bir hava estirecek bir cümle kurarsınız ya…

Cumhurbaşkanlığı adaylığı kesinleştiği günden beri Kemal Kılıçdaroğlu da dindar ve muhafazakâr kesime sempatik görünebilmek adına “bir şeyler” deniyor ama “Yok artık, bu kadarına da pes!” dedirtmekten öteye geçemiyor.

ÖZRÜ KABAHATİNDEN BETER

Kılıçdaroğlu, seccade skandalını unutturmak için olsa gerek, önceki gün katıldığı iftar programında yaptığı “özür” açıklamasında öyle bir hata yaptı ki özrü kabahatinden beter dedirtmeyi başardı. İsra Suresi’nin 81. ayetini rahmetli Necmettin Erbakan’ın sözü imiş gibi sunarak, “Hak gelecek ve batıl zail olacak. Herkes buna inansın. Hakkı, hukuku ve adaleti ne pahasına olursa olsun, bu güzel ülkeye beraber getireceğiz.” dedi ve kaş yapayım derken göz çıkardı!

Dün de bir başka konuşmasında, “Kadın, başımızın üstündedir. Çünkü Sevgili Peygamberimiz, ‘Cennet, kadının ayakları altındadır.’ demiştir. Biz buna inanıyoruz.” diyerek bir başka yanlış aktarımda bulundu!

Kadınların yeri elbette başınızın üstünde olmalıdır ama dindar olsun ya da olmasın, Türkiye’de herkes söz konusu Hadis-i Şerif’in doğrusunun “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” olduğunu da biliyordur!

Kılıçdaroğlu’na bu aklı veren seçim kampanyası stratejistleri, bu tür şeylerin onun gömleğini, ceketini değiştirmekle, kravatını çıkarttırmakla aynı şey olmadığını bilmeliydi.

Adaylarının, bir “gaf ebesi” olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki gelmiş geçmiş tüm siyasi figürleri geride bırakmış olduğunu göz önünde bulundurmalılardı.

KILIÇDAROĞLU NE DEDİĞİNDEN HABERDAR MI?

Kılıçdaroğlu hak ve batıldan bahsederken, 'hakk’ın kelime manasının İslam’ın getirdiği esaslar olduğunu, 'batıl'ın ise 'hakk’ın tam tersi yani İslamiyet’in getirdiği esaslara uymayan hüküm, inanç, düşünce ve davranışların bütününü temsil ettiğini de bilmiyor olmalı…

YOKSA BİLİYOR MU?

Saadet Partililerin kendisine “Mücahit Kılıçdaroğlu” demesinden yola çıkan Bay Kemal, acaba din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıldığı bir yönetimden başka bir sistem mi hayal etmeye başladı?

Şaka bir yana, bilmediğiniz toplara girerseniz, alanınız olmayan konularda ahkam keserseniz böyle büyük skandallara imza atabilirsiniz.

SECCADENİZİ KATLAR MISINIZ KATLAMAZ MISINIZ?

Seccadeye “kutsal” diyecek değilim. Zaten seccade için “Nasıl kutsal dersiniz, o bir nesne” diyenler de verilen tepkiyi anlamıyor. Tepki gösterenler seccadenin kendisinin kutsal olduğunu iddia etmiyor. Kitab-ı Mukaddes’ten sureler okuyarak namaz kılınan, Allah’a ibadet ederken baş konan yere saygı gösterilmesini istiyor. Secdeye kapandığında seccadenin üzerine yüzünü koyduğu için geçin ayakkabıyı, ayakla bile basılmamasını rica ediyor.

Yok efendim, “Seccade namazdan sonra katlanır, rafa konurmuş. Oradaki seccade bilerek yerde bırakılmış. Kılıçdaroğlu’na operasyon çekmek için özellikle yapılmış.”...

Eğer hobi olarak namaz kılıyorsanız belirli gün ve haftalarda seccadenizi çıkarır, yere serer, sonra katlar ve yerine koyarsınız. Ama beş vakit namaz kılanlar için durum öyle değildir. Onların evinin, iş yerinin bir köşesinde seccade sürekli açıktır.

O seccade aslında o evin, o iş yerinin ibadet köşesidir, mini-ibadethanesidir. Namaz kılsın kılmasın herkes bu kanıksanmış durumun bilincindedir; seccadenin üzerine basmadan yanından geçer, kenarından köşesinden yürür, hatta üstünden atlar ama üzerine basmamaya özen gösterir.

Bu zaten düşünerek, planlayarak yaptığınız bir şey değil, otomatik pilotta gerçekleşen bir hareket, bir reflekstir.

COĞRAFYA İMTİHANINDAN DİL SINAVINA...

Kırklareli’nin il mi ilçe mi olduğunu bilmeyen, Urfa’yı Antep’le karıştırıp hangi şehirde olduğundan bihaber olan, Konya’ya ısrarla “ülke” demeyi sürdüren Kılıçdaroğlu, coğrafya ile olan imtihanını hâlâ geçememişken, üzerine bir de zorla “din” dersine sokulup sınıfta bırakılmamalıydı.

Çocukluğundan beri beş vakit namaz kılan AK Partili siyasetçilere camiye gittikleri için, Kur’an-ı Kerim’i ezbere bilen insanlara ondan örnek verdikleri için “dini istismar ediyorlar” diyerek yıllarca demediğini bırakmayan Kemal Bey, hiçbir fikri olmayan konulara sırf oy istiyor diye istismar üstüne istismara imza atıyor.

Dahası, son yerel seçimlerde Eyüp Sultan’da Kur’an okuyan Ekrem İmamoğlu örneğinde olanın da ötesine geçerek bu işi de eline yüzüne bulaştırıyor.

KENDİ ÜLKESİNDE TURİST

CHP liderinin namaz kılmadığını biliyoruz ve kendisinden bunu bekleyen de yok. Ancak yakın zamanda yayımlanan bir rapora göre toplumunun %94’ünün Müslüman olduğu, %70’inin kendisini ana akım dindar veya muhafazakâr/mütedeyyin olarak tanımladığı bir ülkede ana muhalefet partisinin lideri olarak yıllarca siyaset yapmışsanız, asgari miktarda da olsa bugün şirin gözükmeye çalıştığınız o kesime karşı olan sorumluluklarınız gereği, çok daha önceden bir miktar hassasiyet biriktirmiş olmanız gerekirdi.

Bir ülkenin kültürüne, bir ülke insanının doğasına yabancıysanız; yani örneğin Ayasofya’yı, Sultanahmet’i ziyaret eden bir turistseniz belki böyle bir hata yapabilirsiniz ama ziyaret ettiğiniz ülkede kalma süreniz uzadıkça, o ülke ve insanını tanıdıkça bu risk de günden güne azalır. Ve Kılıçdaroğlu’nun kendi ülkesine yabancı bir cumhurbaşkanı adayı olarak yapmak zorunda kaldığı gibi kendinizi özür dilemek durumunda bulmazsınız.

Kemal Bey, aradan 12 yıl geçti. Nasıl olur da hâlâ bir kurultay zamanı ters bindirildiğiniz yürüyen merdivenden inmezsiniz?