Diplomasimizin en sık kullandığı kelimeyi sorsalar, hiç düşünmeden cevap verebilirim: kınıyoruz. Yıllardır dış politika gündeminde hangi kriz yaşansa, hangi zulüm kapımıza dayansa, hangi saldırı gözümüzün önünde gerçekleşse, ellerinden çıkan ilk ve çoğu zaman tek refleks bu oluyor: Kınamak. Kimi zaman “en sert şekilde kınıyoruz”, kimi zaman “şiddetle kınıyoruz”, kimi zaman da “güçlü şekilde kınıyoruz.” Ama işin özünde, aynı kelimenin farklı tonlarla tekrar edilmesinden başka bir şey yok.

Bugün İsrail’in Suriye’nin egemenlik haklarını hiçe sayarak yürüttüğü saldırıları konuşuliyor. Dışişleri Bakanlıkları “güçlü şekilde kınıyoruz” diyor.. Bundan birkaç hafta önce Gazze’de çocukların üzerine bombalar yağarken yine aynı açıklamayı yaptılar. Daha önce Doğu Kudüs’te, Mescid-i Aksa baskınlarında, 2018’de Büyük Dönüş Yürüyüşü’nde, 2008’de Gazze saldırılarında… Hep kınadılar... Defalarca kınadılar Hatta artık bu kelime bir halk deyişi hâline geldi: “Kınadı kınadı kınadı…”

Ama işte tam burada bir soru beliriyor: Bu kınamalar ne işe yaradı? Zulmü durdurdu mu? İsrail’i caydırdı mı? Çocukların kanını silmeye yetti mi? Cevap maalesef hayır.

Kınamanın Diplomasideki Yeri

Diplomasi literatüründe “kınama” aslında resmî bir tutum kaydıdır. Yani bir devlet, karşısındakine “Senin yaptığın uluslararası hukuka aykırı, ben bunu kabul etmiyorum” demek için bu ifadeyi kullanır. Böylece ileride doğabilecek bir anlaşmazlıkta “sessiz kalmadım” deme hakkını saklı tutar. Yani kınama, en alt düzey tepkidir. Bir basamak üstü nota vermektir. Daha ilerisi büyükelçi çekmek, ardından yaptırımlar ve en uç noktada ilişkileri kesmektir.

Türkiye genellikle bu ilk basamakta kalır. Çünkü kınamanın maliyeti yoktur. Çoğu zamah ne ticaret kesilir, ne diplomatik köprüler yakılır, ne de fiilî bir risk alınır. Sadece açıklama yapılır, arşive kaydedilir, sonra gündem değişince unutulur. Ama kınanan saldırılar devam eder.

ABD’nin Farkı: “Kınamaz, Vurur”

Karşılaştırmak için ABD’ye bakalım. Amerika, çıkarlarını ya da müttefiklerini tehdit eden bir saldırı hissettiğinde kınama ile yetinmez. Önce sert bir açıklama yapar, sonra diplomatik baskı kurar, ardından da askerî gücünü gösterir. Akdeniz’e uçak gemisi yollar, Irak’ı işgal eder, İran’a yaptırım uygular, Suriye’yi vurur. Bazen BM kararı olmadan bile harekete geçer. Çünkü ABD için “kınama” zayıflığın işaretidir. Güç göstermeden caydırıcılık sağlanamayacağını bilir.

O yüzden dünyada “ABD kınamaz, vurur” sözü boşuna söylenmiyor. Onlar gücü, bazı ülkeler kelimeyi devreye sokuyoruz. Onlar sahada oyun kuruyor, bazıları basın açıklamasıyla yetiniyoruz. Onlar fiilî sonuç alıyor, bazıları diplomatik arşiv dolduruyoruz.

Kınamanın Halktaki Yansıması

Bu yüzden halklar arasında “kınama” artık kelime konusu oldu. İnsanlar, her yeni saldırıdan sonra televizyon ekranında aynı cümleleri duyunca iç geçiriyor: “Yine kınadık…” Çünkü herkes biliyor ki bu kelimenin arkasında gerçek bir yaptırım yok. Gazze’de çocuklar ölürken, Kudüs’te Mescid-i Aksa çiğnenirken, Suriye’nin toprak bütünlüğü bombalanırken sadece “kınamak” kelime ifadesi olarak görülüyor.

Bu durum zamanla devletlerin itibarını da zedeliyor. Çünkü dünya siyasetinde güçlü olmak, yalnızca haklı olmakla değil, gerektiğinde yaptırım uygulayabilmekle ölçülüyor. Kınama, hakkı teslim eder ama gücü göstermez.

Daha İleri Ne Yapılabilir?

Elbette bazı ülkelerin her saldırıya askerî karşılık vermesi mümkün değil. Diplomasi de bazen sabır ve denge işidir. Ama yıllardır aynı kelimeye sıkışıp kalmak da doğru değil. En azından şu adımlar atılabilir:

Siyasi yaptırımlar: Büyükelçi çekmek, diplomatik ilişkileri sınırlamak.

Ekonomik yaptırımlar: Ticari anlaşmaları gözden geçirmek, ithalat/ihracat kısıtlamaları uygulamak.

Uluslararası platformlarda aktiflik: BM, İİT ve diğer kurumlarda sürekli gündem yapmak, İsrail’in yalnızlaşmasını sağlamak.

Somut caydırıcılık: Gazze’ye insani yardım gemileri göndermek, Doğu Akdeniz’de askerî varlığı artırmak.

Kısacası, “kınama”yı tek seçenek olmaktan çıkarmak. Çünkü aksi hâlde her saldırıda aynı cümleyle yetinilirse, hem kendi halkının gözünde hem de dünya siyasetinde inandırıcılığını kaybeder.