Cehalet Perdesi şunu söyler: "Eğer yarın sabah dünyaya geldiğinde inancı, temiz kalbi veya çaresizliği yüzünden bir şarlatan, bir siyasetçi veya bir manipülatör tarafından sömürülecek olan o kurban olma ihtimalin varsa; bugün inanç ve duygu sömürüsünü hoş gören, bunu “ifade veya inanç özgürlüğü” kılıfına sokan hiçbir sistemi adil kabul edemezsin."

Aslında Cehalet Perdesi (Veil of Ignorance), filozof John Rawls’un adalet teorisinde kullandığı düşünsel bir araçtır.

Fakat biz eğer başarabilirsek bugünlerde yaşanan inanç ve duygu istismarcılığını bu tez üzerinden ele almak ve oluşan güç asimetrilerinin, mağdurlarının nasıl etkilediğini daha görünür kılmak istiyoruz.

Zira gerçek hayattaki istismar vakaları, anlık güç ilişkileriyle şekillenir; soyut bir perdenin arkasında tasarlanan kurallar bir gerçeklik yanılsamasıyla hayata dayatılır.

Dolayısıyla istismarın hangi türü olursa olsun, rasyonel hiçbir insanın kendi başına gelmesini kabul etmeyeceği bir adaletsizlik olarak tanımlanmak zorundadır.

İnanç ve duygu sömürüsü, doğası gereği bir tarafın diğerinin kutsal değerlerini, korkularını veya sevgisini kullanarak çıkar sağladığı görünmez bir güç asimetrisi meydana getirir.

Çünkü cehalet perdesinin diğer tarafındaki bireyler, psikolojik üstünlüğü istismarcıya kaptırdığında çok daha zayıf hale gelirler.

Güven ilişkisinin asimetrisi ve "Sözleşme" ihlali olarak değerlendirilecek olan istismar, sömüren kişinin, sömürülenin bilgi eksikliğini, saf niyetini veya manevi bağlılığını kendi avantajına kullanmasıdır.

Bunun da ötesinde kamusal alanın ve ortak doğrunun manipülasyonu olarak çok daha büyük bir soruna işaret eder.

Bu zeminde inanç ve duygu sömürüsü yapanlar, genellikle kamusal kuralları kendi dogmaları veya duygusal baskı araçlarıyla manipüle ederek; "Bize inanmayan haindir/günahkardır." şeklinde suçlayıcı bir dil üretirler.

Oysa bu perdenin arkasındaki rasyonel bir kişi, toplumda "saf kalpli bir inanan", "çaresiz bir hasta" veya "manipülasyona açık bir kurban" olarak da doğabileceğini hesaba katar.

Ayrıca manevi dolandırıcılığın, kurbanın zihinsel savunma mekanizmalarını çökertmeyi amaçladığını çok iyi bilir.

Zira bilgi asimetrisi ve "Ezoterik" sır avcılığı ile şarlatanlar, sıradan insanların erişemediği gizli bir bilgiye, ilahi bir güce veya şifa yeteneğine sahip olduklarını iddia ederler.

Yalnızlaştırma ve sosyal izolasyon yoluyla bireyi, ailesinden ve eski arkadaş çevresinden koparılır.

Böylece şarlatanın veya kültün onayına tamamen bağımlı hale getiriler.

Korku ve suçluluk kültürü üreterek, "Sözden çıkarsan çarpılırsın.", "Ateşte yanarsın." veya "Lanetlenirsin." gibi manipülasyonlarla kurbanda sürekli bir anksiyete ve suçluluk duygusu meydana getirirler.

Sevgi bombardımanı (Love Bombing) stratejisiyle, gruba yeni katılan kişilere ilk etapta aşırı ilgi ve şefkat gösterilerek aidiyet duygusu yükseltilir; kişi bağlandıktan sonra ise bu ilgi bir tehdit unsuruna dönüşür.

Diğer adımda, "arınma" kılıfı altında mal varlığı gaspı ile kurbanın arsaları veya maaşları liderin veya sözde tarikatın kasasına aktarılır.

“Kutsallaştırılmış ürün” ticareti ise işin başka bir boyutudur.

Şifalı olduğu iddia edilen sular, muskalar, okunmuş objeler veya enerji taşları, fahiş fiyatlara satılır.

Bedava emek ya da gönüllü kölelik ile müritler, tarikatın ticari işletmelerinde, vakıflarında veya inşaatlarında hiçbir ücret, sigorta ya da güvence almadan "sevap kazanma" vaadiyle köle gibi çalıştırılırlar.

Açık, ilkeli ve şeffaf bir iletişimden yana olanlar ise kendini korumak için, inançların veya insani duyguların (merhamet, sevgi, korku) ticari, siyasi ya da şahsi çıkarlar için kullanılmasını kesin olarak yasaklayan ahlaki ve hukuki kuralların varlığından memnuniyet duyar.

Bugün Adalet Bakanlığının hemen hemen her alandaki istismarları yok etmek için giriştiği çabadan ötürü de ayrıca memnun olur.

Bu çerçevede niteliği ne olursa olsun -cemaat, tarikat, vakıf, dernek vs.- her organizasyona açık ve şeffaf olma zorunluluğu getirilmelidir.

Ve elbette hassas durumların ve duyguların istismarına ağır cezalar uygulanmalı ve caydırıcılığı tesis edilmelidir…

Dolayısıyla da “Psikolojik ve Ruhsal Sömürü” hiç kimsenin aşmaya cesaret edemeyeceği bir çemberde korunmalıdır…