Önce şunu en açık, en net şekilde, yazının en başında yazayım dosta düşmana karşı. Yıllardır Türkiye'ye demokrasi dersi vermeye çalışanlar bugün en büyük korkularıyla yüzleşiyor. Çünkü artık eski Türkiye yok. Emir alan değil, karar alan, İzin isteyen değil, iradesini ortaya koyan, yönlendirilen değil, oyun kuran bir Türkiye var.
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’nin Fransa’nın Strazburg kentinde geçtiğimiz günlerde düzenlenen yaz dönemi Genel Kurul toplantısında Türkiye’yi hedef alan çirkin idealarını volüm yükselterek devam ettirdi Avrupalı parlamenterler.
Hazırlanan raporda İsrail’in Uluslararası hukuka aykırı uygulamalarına, insanlık dışı uygulamalarına yer verilmedi. İsrail dünyadaki en büyük terörü uygularken sessiz olan Avrupa FETÖ terör örgütünden “Bir Hareket” diye bahsedip “eli kanlı terör örgütü” diyemedi…
Türkiye’den toplantıya katılan AK Parti Kayseri Milletvekili Parlamenter Meclis Üyesi Dr. Murat Cahid Cıngı yaptığı konuşmada Rum milletvekilinin FETÖ söylemine mecliste yaptığı konuşmayla sert tepki göstererek; “Raporun Türkiye’ye ilişkin tek taraflı değerlendirmelerini reddediyorum. Görülen o ki raportör büyük ölçüde FETÖ yayınlarını ve kaynaklarını esas aldı” diyerek kürsüden tepkisini dile getirdi.
(Haberi okuyunca Sayın Vekil’i aradım, Fransa’da toplantıya katılan Parlamenterlerin tutum ve yaklaşımlarını ve kendi düşüncelerini sordum. Yaptığım bu görüşmeyi Cumartesi köşe yazımda sizlerle geniş olarak paylaşacağım.)
Türkiye savunma sanayinde güçleniyor, haliyle bundan da rahatsız oluyorlar. Enerjide bağımsızlık hamlesi yapıyor rahatsız oluyorlar. Kısacası bizim varlığımızdan rahatsız bu adamlar. Çünkü yıllarca bağımlı kalmasını istedikleri bir milletin ayağa kalkmasını kabullenemiyorlar. Dillerinden demokrasi düşmüyor. Amaa çıkarları söz konusu olduğunda demokrasi de hukuk da insan hakları da bir anda rafa kaldırılıyor.
Alıştık artık Avrupa’nın bu hallerine, o yüzden şaşırmıyoruz. Avrupa eskiden de böyleydi, aradaki fark Türkiye’nin beklentilerinin çok üzerinde güçlenmesi. Ülke olarak bugünlere gelebilmede büyük bedeller ödedik.
Önce Osmanlı imparatorluğunu parçalayabilmek için 1. Dünya Savaşını çıkardılar. Çanakkale’de şehitler verdik ama düşmanı geçirmedik. İstiklal Savaşında parça, parça, il, il işgal ettiler, çarık giydik aç kaldık geri aldık. Cumhuriyet'in kuruluşunda savaşlarda büyük bedeller ödedik. Atatürk'ün ölümünden sonraki süreçte de bürokrasinin hoyrat baskısı, siyasal hizipleştirilmelerden halkımız büyük acılar çekti. İhtilallerde idam cezası verilip asılan vatan evlatlarını gördük. Sağcı-Solcu diyerek kardeşi kardeşe vurdurdular, devlet içerisindeki hain paralel örgütler ile devlet düşmanlığı yapılanmalarını gördük. Dedim ya büyük bedeller ödedik. Son olarak yakın tarihimizde FETÖ terör örgütünün darbe girişimini yaşadık.
Deniz aşırı bir ülke ve istihbarat teşkilatları ile bağlantılı bu hain FETÖ örgütü, devletimizin kısıtlı imkânları ile okutmaya çalıştığı çocuklarımızın, şanlı ordumuzun, Mehmetçiğimizin içine sızdı ve devleti silah zoruyla ele geçirmeye çalıştı. Burada da şehitler verdik, gazilerimiz oldu. Bu hain kalkışma tıpkı Çanakkale gibi halkın kendini ve milletini ölümü pahasına savunması ile engellendi. Bu vesile ile Vatanın birlik ve bütünlüğü uğruna hayatlarını kaybeden şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum, gazilerimize de minnetlerimi sunuyorum.
FETÖ yapılanması hala devlet içerisinden tam olarak sökülüp atılmış değil. Bunu ara ara yapmaya çalıştıkları devleti zor duruma düşürmeye yönelik hareketlerden anlayabiliyoruz. Tıpkı bu hain terör örgütü gibi başka yeni yapılanmaların da düşman devletler tarafından ülkemizde devreye sokulmaya çalışıldığını görüyoruz. Bu devletler güçlü bir Türkiye’yi istemedikleri için boş durmayacaklar. Bizi bölmek, parçalamak hayallerine devam edecekler ta ki şamarı suratlarına yiyene kadar. Bazen paralel yapılarla zorlayacaklar, bazen de muhalif siyasi yapılar üzerinden yürüyecekler...
Dedim ya yenilene kadar durmayacaklar. Bu noktada asıl önemli olan bunca entrika ve acı yaşayan toplumun yaşadıklarından aldığı derslerle ne kadar bilinçlendiği. Aynı hataları, tekrar etmeyecek sağlam bir halk bilincinin yaratılması.
O nedenle Devletimizin güçlenmesi çok önemli. Düşmanın sosyal medya aracılığıyla bize dayattıklarına çanak tutup ülkedeki iyi ve milli gelişmelere zarar vermemek çok önemli ve olmazsa olmaz sorumluluklarımızdan… Eğer milli birlikteliğimizi sağlam tutamazsak, başarıyı, iyiyi değil de, kötü üzerinden siyasete izin verirsek, yalan üzerine kurulu toplum mühendisliği çabalarını görmezden gelirsek herkes bilmelidir ki kaybeden hepimiz olacağız.
Biz artık kurtarıcı kisvesi ile gelenlere değil, hukukun üstünlüğünü savunanlara değer vermek zorundayız. Devletin asıl sahibi bölücü hain cemaatler, çıkar organizasyonları değil milletin kendisidir. Milletin egemenliğini milletin azim ve kararlılığının koruyacağı gerçeğinden asla vazgeçmemeliyiz. Burada unutulmaması gereken, bizi bir arada tutan devletinin millet için var olduğu ama aynı zamanda devletin, hukukun ve milli iradenin üstünde hiçbir gücün olamayacağını herkesin kabul etmesi zorunluluğu.
Devleti karşısına alan bedelini öder. Türkiye artık kimsenin arka bahçesi değil…