Ülkem düşman güçler tarafından fütursuzca ne kadar saldırı halindeyse bir o kadar da içeriden satın aldıklarıyla haince plan ve hainlikler üretiliyor. Aslında dışarıdan gelen hamle ve hainlikleri, hangi ülkeler hangi hainlikleri üretiyor biliyoruz. Ama içimizdeki ihanet, pirinçteki beyaz taş gibi. O nedenle mücadele zor, dışarıdaki hainlikleri kontrol altında tutma olasılığımız kolay çünkü dışarıda düşman belli ve hiç masum değil. Oysa içerdeki düşmanı iyi tespit etmelisiniz çünkü yanlışlıkla masum vatandaşınıza zarar verebilirsiniz. Bu nedenle sokak savaşı, gerilla tetkiklerini iyi bilen, sosyolojiye hâkim mücadele ekipleri yetiştirmek ve bir tek vatanseverin zarar görmemesi için gerekirse bir kuyumcu titizliğinde çalışmak lazım. Türk Devleti özeldir. Bunu Sur’da gerçekleştirdi. Çok örneği vardır bu milletin. Sur bunlardan sadece bir tanesi.

Türkiye şu an yüzyılın en büyük Kurtuluş ve diriliş mücadelesi veriyor. Her anlamda yeniden diriliş gerekiyor hayatımızda. Bizi dönüştürdükleri durumu reddederken yerine bizden ve bize özgü şeyleri tekrar hayatımıza dâhil etmek, bizim dilimiz, bizim töremiz, toplumsal ilişki kalıplarımıza yeniden dönmemiz gerekiyor. Genetik kodlarımıza göre hareket etmek ile mümkün bu diriliş.

Bu müzikten, sinemaya, yemek kültüründen, siyasi terbiyeye, şaşırmayın ama asıl kullandığımız dil’e kadar. Bu sözünü ettiğimiz dil, konuştuğumuz, derdimizi sevincimizi, anlattığımız kelimeler bütünü. Bizi biz yapan bayrak kadar, sevmek kadar değerli ve olmaz ise olmaz yaşam enerjimiz. Çünkü dil bizi bir arada tutan en önemli şey.

Bir dönem Osmanlıca gündeme gelmişti. Aslında doğru ifade edilemediği ve birileri tarafından manipüle edildiği için iyi anlatılamadı, ya da anlayamadık. Bir örnek vereyim, çok değil daha 30-40 yıl önce gündelik hayatımızda kullandığımız hayâ kelimesini artık kullanmıyoruz. Çünkü yerine bir sürü kelime uydurulunca onu bilinçsizce yok ettiğimizi düşünüyorum. Oysa kelimelerin ruhu vardır. Bir kelime hayatımızdan çıkarsa manasıyla beraber kaybolur ve o kelimenin boşluğunu hiçbir şey dolduramaz.

Hayâ: utanmak demek, ar etmek, uzak durmak, hicap duymak demek. Yani hayâ, edepli olmak demek.

Hayâ hayatımızdan çıkınca parklarda, bahçelerde sarmaş dolaş tuhaf davranış biçimleri çıktı ortaya. Yaşlı, başlı adamlar asansörlerde uygunsuz yakalandılar kameralara. Sokaklarda uyuşturucudan dağılmış bedenler, sokak çetelerinin terbiyesizlikleri, çocuklarından utanmayan çiftler, sosyal medyada, kocalarının gözü önünde uygunsuz canlı yayın yapan kadınlar, yani hayâsızlık hâkim oldu. Bu “Hayâsızlığın” içerisinde çocuklarımızı koruyabilme telaşına düştük. Yani kendi yıktığımız kurallar yüzünden kendi canlarımızın telaşındayız. Kelimelerimizi yeniden bulmalıyız,

İşte Osmanlıca meselesinin asıl amacı bu olmalıydı, belki de söylemeyi beceremedik. Yanlış ifade edildi ve yanlış anlaşıldı, belki de böyle olması istendi. Hayalarından, kural ve yaşanmışlıkları yok sayıp kelime uyduranlar, kadim kelimeleri dağarcığımızdan çıkardı. Çıkan kelimeler taşıdıkları anlamlar ile göç etti gitti. Giderken de bizi götürdü. Sadece hayalarının derdinde olanlar yüzünden erdemlilik ve ahlaklı olmak yok sayıldı, işte bu nedenle insanlar hızlıca Hayâ’dan uzaklaştı.

Bakın bir güzel kelime daha “ahbap” yani “kendisi ile yakın ilişki kurulan sevilen, sayılan kişi.” Samimiyet dolu bir kelimedir. Bu samimi kelimeyi, içimizi okşayan, geçmişimizi hatırlatan bu kelimeyi kaldırmadık belki ama onu hırsızlıkta kullanan sanatçılar gördük. Vicdanımız ile aldatıldık. Tıpkı Atatürk’ün adını kullanıp, kendilerine rant oluşturarak bizi aldattıkları gibi. Güzel kelimelerin, bizim olanların katili olmanın yanında bizi var eden kelimelerimizi hazat mezat ahlaksızlığa alet ettik. Ahlaklı olmaktan, seviyeli olmaktan insani hasletlerimizden uzaklaştık. Bizi bırakan sadece kelimeler değil geçmişimiz ve huzurumuz oldu. Bencilliklerimizde yapayalnız ve çaresiz kaldık. Kelimeler kolay yetişmez, tarihin uzun dehlizlerinden, denemelerden geçer, canlanır, ete kemiğe bürünür. İşte bu nedenle önemlidir kelimeler; onlar bizi iyi insan olmaya taşır.

Toplumlar üzerinde algı oluşturmanın en kolay yolu beyazperdedir. Tv dizileridir. Hepimize dayatılan Hollywood filmleriyle başladı aslında kayıplarımız. Dallas dizisiyle büyüyen bir nesil yavaş yavaş hayâdan kasıtlı bir şekilde koparıldı. Daha dün sevdiğimiz birine başkasının yan gözle bakmasına bile tahammül edemeyen bir topluluk iken, bugün aynı arkadaş gurubu içinde sevgili değiştiren insanlar haline nasıl geldik? Bir ömür sevdiğinin yolunu gözleyenden, aynı anda birden çok kişi ile yaşama edepsizliğine nasıl evrildik? Çünkü bir kelime ile hayâ’mızı da yitirdik.

Hayâ’mızı yitirince beyinlerinin içine hayaları kaçmış seviyesizlik ile yaşamak zorunda kaldık. İşte bu nedenle kelimeler en az soluduğumuz hava kadar önemlidir ve kelimeler bilim gibi takdir edilmeyince göçer gider. “Ahbap” gibi koruyamadıklarımız da kötülerin oyuncağı haline gelir.