Özgür Özel’li CHP Trol hesaplara 755 milyon lira ödenmiş!

Peki, nedir Trol hesap demek? “Sosyal medyada insanları kışkırtmak, algı yaratmak veya tartışma çıkarmak amacıyla kasıtlı olarak kışkırtma, alaycı ve yanıltıcı paylaşımlar yapan gerçek kişiler tarafından yönetilen sahte veya anonim profillere trol hesap denir.

Asıl amaç kışkırtma ve Kaos! Yani, faydalı bir tartışma yürütmek değil, insanları kızdırarak kargaşa yaratarak toplumun algısını manipüle etmek. Konuşulan önemli bir konuyu alakasız tartışmalarla veya hakaretlerle ört bas etmek.

CHP sağlam trollemiş ülkeyi.

Sen çıkıp ortalara yok ülkenin ekonomisi şöyle kötü, yok halk böyle perişan ver yansınları yapacaksın, 3000’den fazlası FETÖ iltisaklı 34 000 kişilik bir trol ekibi kuracaksın, bu ekibin içinde casusluktan tututklanan Hüseyin Gün bulunacak, sonrada halkı kandırmak için kurduğunuz trol ağına 755 milyon TL para harcayacaksın!!

Şaka gibi...

İnsanlara çıkıp "Bu ülkeyi biz daha iyi yöneteceğiz", "Biz temiz siyaset yapacağız", "Biz halkın hakkını koruyacağız" diyerek halkı yanlış karar vermeye sürüklemenin cevabını Türk adaleti versin…

Çünkü burada sadece bir bütçe tartışması yok, burada doğrudan siyasi ahlakın, kamu kaynaklarının ve seçmene duyulan saygının sorgulanması var. Aslında CHP'nin geldiği bu nokta da bir gerçekle yüzleşmemiz kaçınılmaz oldu... Bilginin değil, bilgisizliğin hüküm sürdüğü bir cehalet zehirlenmesinin eşiğinde olduğumuzla çok acil yüzleşmemiz gerekiyor...

Siyasi kirlenmeyle beraber bilgi kirlenmesi yaşadığımız gerçeği...

Eskiden bilgiye ulaşmak zordu. İnsanlar bir konuyu öğrenebilmek için kitap karıştırırdı, gazete okurdu, araştırır, uzmanların görüşlerine başvururdu. Bilginin bir değeri, emeğin de bir karşılığı vardı. Bugün ise teknoloji sayesinde bilgiye ulaşmak saniyeler sürüyor. Fakat ne gariptir ki, bilgiye ulaşmanın bu kadar kolaylaştığı bir dönemde doğru bilgiye ulaşmak her zamankinden daha zor hale geldi.

Yaşadığımız çağ bilgi çağı değil, kuru gürültü çağı.

Evet, sosyal medya platformları milyonlarca insana düşüncelerini paylaşma imkânı sundu. Bu, demokratik açıdan önemli bir kazanımdı. Ama zamanla bu özgürlük, denetimsiz bir bilgi kirliliğine dönüştü. Bugün eline telefon alan kendini gazeteci, uzman, yorumcu zannediyor.

Ekonomi hakkında hiçbir eğitimi olmayanlar ekonomist, hukuk bilmeyenler ise hukukçu. Tarih okumayanlar tarihçi, sağlık alanında hiçbir yetkinliği bulunmayanlar doktorlardan daha doktor.

Yanlış bilgi paylaşanlar ertesi gün hiçbir şey olmamış gibi yeni bir konuda ahkâm kesmeye devam ediyor. İnsanları yanıltmanın, toplumu kutuplaştırmanın, yalanı gerçek gibi sunmanın bedelini çok ağır ödeyeceğimiz bir çıkmaza sürükleniyoruz.

Asıl tehlike ise cehaletin artık bilgisizlikten utanmıyor olması. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak bir marifet gibi sunuluyor. Bağıranlar konuşuyor, düşünenler susuyor. Araştıranlar geri planda kalırken, sansasyon üretenler milyonlara ulaşıyor. Oysa bir toplumun geleceğini belirleyen şey, çok konuşmak değil, doğru konuşmak.

O nedenle yaşananlardan doğru dersler çıkarıp onları doğru sorgulamak zorundayız. Mesele daha fazla paylaşım yapmak değil, daha fazla sorgulamak… Çünkü bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı bir çağda, doğruyu yanlıştan ayırabilmek her zamankinden daha büyük bir sorumluluk haline geldi.

Cehaletin en tehlikeli hali bilmemek değil, bilmediğini bilmeden konuşmaktır. Unutmayalım ki büyük ve güçlü toplumlar gürültünün peşinden gidenler değil, bilginin rehberliğinde yürüyenlerden oluşur.

Bugün sosyal medyada kıymetli olan gerçekler değil, aldığı beğeni kadar kıymet görüyor, değer veriliyor. Yani gerçekler değil, algılar yarışıyor. Bilgi değil, bağıran kazanıyor. Bir yalan saniyeler içinde milyonlara ulaşırken, doğrunun kendini gösterebilmesi hayli zaman alıyor.

İşte asıl tehlike burada. Cehalet tek başına bir tehdit değil, cehaletin bilgi kılığına girmesi en büyük tehlike. Yalanın haber, algının gerçek, dedikodunun ise gazetecilik gibi sunulması.

Bilgi kirliliğinin hüküm sürdüğü yerde güven ölür. Güvenin öldüğü yerde ise ne adalet yeşerir ne de toplumsal huzur.