NATO toplantısı konusunda biraz şeytanın avukatlığını yapacağım.

1949’da kurulan, bizim Yunanistan ile 1952’de üye olduğumuz “Kuzey Atlantik Paktı” Ankara’da toplandı. Toplantı için havaalanı pisti genişletildi, toplantının yapılacağı alanlarda devlet memurları ve resmî kurumlar tatil edildi. Ciddi ve şaşalı bir çalışma tüm hızıyla bitirildi, konuklar geldi. NATO, 1949’dan bu yana sadece birkaç kez karar alabilmiş bir organizasyon. 1990 da Kuveyt savaşında hava kontrolü, 1992 ile 1995 yılları arasında Bosna savaşında hava saldırısı ve en son 2003’te 11 Eylül saldırıları sonrası Afganistan’da görev yapan bir organizasyon.

Bu organizasyonun galiba en önemli misyonu taraf devletlerin askeri alanda standardizasyonu, taraf orduların silah yapısı ve askeri gücünün standart protokole bağlanması.

NATO standardı aslında iki anlama geliyor. Birincisi, ortak hareket ederken birbirini tanıyan ve koruyabilen orduların yaratılması, ikincisi, silah ve mühimmatın büyük kısmının neredeyse birkaç devletten temini. Bu silah tekeli gelişmekte olan ya da silah teknolojisini geliştirmek isteyen ülkelerin önünü kapatıyor. Belki daha önemlisi bu standartlar üyelerin kendi aralarında çıkabilecek hadiselerde egemenlik ve üstünlük hakkını sınırlıyor. Bu sınırlama silah üreten güçlü ülkeler için değil savaş teknolojisinde dışa bağımlı ülkelerin bağımlılığını neredeyse kölelik şeklinde artırıyor.

Her ülkenin yurt içi hâsılatının %2’sini NATO nedeniyle silahlanmaya ayırmak zorunluluğu birçok ülke tarafından yerine getirilmeyince paranın büyük kısmını karşılayan Amerika bu organizasyonun kralı olmayı sürdürüyor.

İkinci dünya savaşının sonuçlanması ile SSCB’nin Berlin’e kadar gelmesi, birçok ülkenin sonradan kurulacak Varşova Paktı’na dâhil olması, Amerika ve Avrupa’yı bu oluşumun karşısında bir silahlı güç yaratmak zorunda bırakınca kurulmuştu NATO. Askeri olarak çok bir şey yapmasa da bazı ülkelerde ordu yöneticilerinin, generallerin, savunma bakanlarının NATO tarafından devşirilmesi, siyasetin, derin organizasyonlar ile şekillenmesi ile aslında askeri bu örgüt Amerikan emperyalizminin çıkarlarını savunan bir örgüt olarak kurulduğu tarihten bu yana bu misyonunu sürdürmeye devam ediyor. Ancak son yıllarda dünyadaki değişimler NATO’nun da aklını başına almasına neden oldu.

SSCB’nin ve Varşova paktının dağılmasından sonra gerekliliği tartışılmaya başlayınca Bosna savaşının ardından 11 Eylül saldırıları ile tekrar gerekliliğini ezberletmeye başladı. Bu düşman bulmak, düşman yaratmak stratejisi işe yaradı. Özellikle Avrupa Rusya’nın yeniden güçlenmeye başladığını iddia ederek bu savunma hattının gerekliğini savunurken Ukrayna Rusya savaşı ile bu De-facto durum ile NATO yeniden gündeme gelmeye başladı. Avrupa Rusya’nın Ukrayna’yı ilhak etmesinin sonunda sıranın kendilerine geleceğinden korktuğu için NATO’ya ihtiyaç duyuyor. NATO’da tek kutuplu bir dünyanın sona erdiğini görüyor.

Aslında asıl mesele Rusya değil. Çin’in hızlı büyümesi, Rusya Çin ortaklığı sömürgelerini kaybetmiş ve üretim gücünü yitiren Avrupa’yı ve daha önemlisi Amerika’yı çok ürkütüyor. Doğuda Afganistan’ın Taliban’a teslimi, İran’ın rejimi değiştirme çabası doğu batı arasındaki sınırı Hazar’ın doğusuna çekme çabasının bir sonucudur. Olası bir dünya savaşı için sınır hattının hazar havzasında tutulmaya çalışılması amacı Çin’in lojistik yollarını kesmek ve hammadde tedarikine engel olmak. Hidrokarbon kaynakların bu havzada ama aynı zamanda Çin’in hammadde ihtiyacı için bu bölge önemli. Nadir elementler konusunu da asla unutmayalım.

Bu toz bulutu içerisinde toplantı Ankara’da yapılıyor. Bu toplantı Amerika için başka, Avrupa için başka, Türkiye için ise başka anlamlar ifade ediyor. Amerika Çin’in büyümesine engel olmak için, Avrupa yaşlanan nüfusunu koruyacak bir savaş gücü için, Türkiye ise jeopolitik gücünü korumak için stratejiler geliştirecek. Türkiye’nin NATO versiyon 3 ile yeniden önemli hale gelmesinin arka planını konuşmalıyız. NATO’nun sınırını Hazar gölünün doğusuna çekmek ve olası savaşı Avrupa’dan uzaklaştırmak, Çin ile Rusya’nın arasına girmek, hidrokarbonu ve nadir elementleri elde tutmak fikri çok önemli bir stratejik değişiklik. Bunun gerçekleştirilmesi için Türkiye vazgeçilmez. Bu nedenle NATO toplantısı İstanbul’da değil Ankara’da yapılıyor. Bu nedenle NATO siklet merkezini daha doğuya ilerletiyor.

Türkiye Cumhuriyeti Türk Devletlerinin abisi, genetik yakınlığımız var ancak bu devletler Çin’den hoşlanmıyor, Rusya’ya güvenmiyorlar ama aynı derecede Avrupa ve Amerikaya da inanmıyorlar. Burada kritik mesele Türk devletlerinin kadim genleri ile Avrupa politikaları arasındaki tercihleri. Uzun yıllar boyunca Rusya’nın baskısı altında kalan bu ülkeler alternatif bir gücü arkalarında bulmak istiyorlar. O nedenle bu eksen değişiminde Türkiye çok önemli. Eğer NATO Türkiye’nin hassasiyetlerini önemser ise Türkiye garantörlüğünde Türk Devletleri de Avrupa’ya yakınlaşır. Türkiye açısından bunun en ışıltılı önemi bu gerçekleşir ise belki yüz yıllar sonra Türklerin en önemli hayali olan “Turan” gerçek olur. NATO eğer bu adımları atmaz ve kendi bildiğini yapar ise Hazar havzası Rusya’nın destekçisi Türk devletleri, Çin’e teslim olmuş ülkeler ve bir iki Avrupa’ya yakın devlete bölünür. Bu versiyon 3’ün daha başlamadan çöp olması anlamına gelir. Bu kadim coğrafyanın böyle bölünmesinden Türkiye değil NATO ve Amerika çok şey kaybeder.

Türk Dışişleri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu meseleleri çok net anlatacağına inanıyoruz. Sağda solda dillendirilen Türkiye’nin ekonomik zorlukları, ordunun güçsüzlüğü gibi handikapları nedeniyle masada dik duramayacağı iddiasının yukarda açıkladığımız sebepler ile ne kadar sığ bir bakış açısı olduğunu görüyoruz. Burada masada kartlar, jeopolitik dengeler ile dağıtılmıştır. Yeni NATO konseptinde Türkiye’ye rağmen bir şey yapabilmek mümkün değildir, Türkiye ile birlikte hareket etmek, tercih değil zorunluluktur.

Tarihi ipek yolunun kontrolü, Hazar’dan gelecek hidrokarbonun Lazkiye, Lübnan ve Batı Şeria sınırında kurulacak bir üretim ve dağıtım özerk bölgesi üzerinden batıya taşınması hayalleri için Türkiye şarttır. Bu toplantıda belki de Türkiye’nin istemesi gereken tek şey Musul Kerkük tür, diğerleri zaten jeopolitik olarak mecburen verilmek zorundadır. Tarihimizde belki de ilk defa Coğrafyanın kader olduğu güzel bir şans ile karşı karşıyayız. Burada unutulmaması gereken Amerika, Avrupa ve NATO’nun çıkarları için bunu yaptığıdır. Yani devletlerin dost hukuku olmaz çıkarları olur. Orta Asya’da Avrupa’nın çıkarı değil Türkiye’nin ve Türklerin çıkarı için hamleler yapmamız gereklidir. Unutmayalım Avrupa ve Amerika bu coğrafyadan gidecek biz binlerce yıl komşu olarak yaşamaya devam edeceğiz. Türk kurmaylarının ve Türk ideologlarının bu konuda gerekli hassasiyeti göstereceklerine inanıyoruz.

Yeni Türk çağına hoş geldiniz…