Benimle fazla yüz-göz olanların benden çok sık duydukları birkaç kalıplaşmış lafım var.

Ben bu dünyanın adamı değilim”, “Ayrı dünyanın insanlarıyız” ve “Bulunduğun yere bir değer katmıyorsan veya bulunduğun yer sana ilave bir değer katmıyorsa orada bulunman artık manasızdır”  “Hiçbir Müslüman geride veya yalnız bırakılmayı hak etmez” “Bu dünya bizsiz de dönmeye devam edecek”…

Bir iki tane daha var ama burada şimdilik zikretmeye lüzum yok.

Bu ifadeler umutsuzluktan ziyade, mevcut olumsuzluklara bir isyan, bir başkaldırı, bir serzeniş niteliğinde.

Çünkü her şeyin daha iyi, daha güzel olabileceğini bilenlerden ve iman edenlerdeniz.

Bütün iyiler biraz kırılgandır.

Kötüler ve gizli gündemi olanlar ise biraz değil haddinden fazla yüzsüz…

Hal böyle olunca git-geller yaşamak da olağan bir durum halini alıyor.

Ülke geleninde bizim önceliklerimiz, taleplerimiz hiç ilk sıralara giremedi. Her seferinde birbirinden farklı olağanüstü gündemler taleplerimizi gönül rahatlığı ile ifade edebilmemizin önüne geçti.

Zamanla hallolur bazı şeyler, kervan yolda düzülür diye epey zaman bekledik. Ama beklentilerimiz her seferinde boş çıktı.

İktidardan daha ziyade bizim gibi olduğunu düşündüğümüz, “kardeşim” dediğimiz veya öyle olduklarını sandıklarımızın düşünceleri, hal ve hareketleri ve de duyarsızlıkları bizi çıldırttı-kahretti.

Bir yazarın kalemini, günü geldiğinde yeniden kullanmak için bir silah gibi duvara asması “korkaklık” veya “kaçmak” değildir. Olsa olsa dinlenmek için, dinlemek için, düşünmek için ve demlenmek için bir “mola” veriştir. Bir “muhasebe” ortamı oluştırmaktır.

Tabi ki burada önemli olan “mola”nın süresidir.

Elbette hayat inanmak ve mücadele etmektir.

Nasihat bile almak isteyene verilebilir iken boşa kürek çektiğini, kendini tekrar ettiğini hissetmek en acısı da birilerince kullanıldığı zehabına kapılmak insanda mecal bırakmıyor.

Durum tespiti yaparken mevcut olumsuzlukları ifade etmek gelecekle alakalı tümden bir umutsuzluk olarak anlaşılmamalı.

Bakış açıları da son derece önemli. Tünelin ucundaki ışık üzerinize doğru gelmekte olan bir trenin farı olabileceği gibi Cemil Meriç’in ifadesiyle  “Her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?” sualini de ihtiva edebilir.

Geçmişte bir yerlere not ettiklerinizi, karalamalarınızı, müsveddelerinizi temize çekmek mümkün ama geçmişte yaşadıklarınızın tamamını veya şu anda önemsemeden yaşadıklarınızı temize çekebilmek mümkün mü?

O an için, o günlerin hengamesinde önemsizce yaşadığınız, geçiştirdiğiniz o anıları yeniden ele alıp hoşunuza gitmeyen kısmını geriye alıp hiç yaşanmamış gibi yenisini yaşama imkanınız olmaz.

Nasıl olsa yeni başlangıç yapıp kendimize yeni bir hayat kuracağımız var aklımızın bir köşesinde.

Yeni bir hayat imkansız mı? Elbette değil. Her zaman yeni bir hayata başlamak mümkün. Ama müsvedde bir hayat yaşayıp her zaman temize çekebileceğiniz gibi bir duyguya da kapılmayın. “Ecel” diye yeri ve zamanı belirsiz bir gerçek de var. Muhasebenizi iyi yapın.