Malumunuz, İstanbul Çekmeköy’de görev yapan bir öğretmenimiz katledildi. Resmi kayıtlara göre katil, 17 yaşında bir öğrenci. Ancak gelin, hamâseti bir kenara bırakıp öğretmenimizi gerçekte kimin öldürdüğünü masaya yatıralım.
Öğretmenimizi öldüren; bizim kültürel kodlarımızla hiçbir şekilde bağdaşmayan, Batı merkezli dayatmalara dayalı eğitim sistemidir. Bu gerçeğin dışındaki tüm sebepler tâli unsurlardır.
Mevcut Müfredatın Beraberinde Getirdikleri
Bugünkü müfredatın özünde ne mi var?
- Aşırı bireysellik ve bencillik,
- Narsisizm ve menfaatçilik,
- "Benden başkası önemli değil" anlayışı,
- Maddiyatçılık ve başkalarını ezerek öne geçme dürtüsü,
- İtaatsizlik, saygısızlık ve derin bir merhametsizlik.
"Evrensel çocuk hakları" kılıfı altında sunulan sözde özgürlükçü yaklaşım, zorbalığı ve disiplinsizliği körüklemektedir. Bunların yanı sıra; akran zorbalığını özendiren diziler, kontrolsüz sosyal medya ve "Benden uzak dursun da ne yaparsa yapsın" diyen ailelerin vurdumduymazlığı sorunu iyice derinleştirmektedir.
Yapısal Sorunlar ve Yetki Karmaşası
Okullarda sınıf huzurunu bozan öğrencilerin rehabilite edilememesi ciddi bir sorundur. Üstelik bu sorunları çözecek yetkinlikte uzman personel eksikliği yaşanmaktadır; mesleğe yeni başlamış rehber öğretmenlerin bu denli ağır vakaları tek başına çözmesi mümkün değildir.
Disiplin cezaları caydırıcılıktan uzak, tabiri caizse "taze suya tirit" niteliğindedir. Öğretmen ve okul idarecileri büyük bir sorumluluk taşırken, ellerinde hiçbir yetki bulunmamaktadır. Veliler öğretmenlerin "efendisi", öğrenciler ise özel okuldaymışçasına "müşteri" rolüne bürünmüş durumdadır. Çocuğunun yanında öğretmeni azarlayan, okuldan ayrılırken "Seni şikâyet edeyim de gör!" diye bağıran bir velinin olduğu ortamda, çocuktan disipline uymasını beklemek hayalciliktir.
Not: Bakanlığın "Şikâyet eden iddiasını ispat etmekle yükümlüdür, aksi takdirde yasal işlem başlatılacaktır" mealindeki yeni uygulamasının, yersiz şikâyetlerin önüne geçmesini umut ediyoruz.
Çözüm Arayışı ve Reform İhtiyacı
Okumaya niyeti olmayan çocukları zorla okulda tutmanın bir anlamı yoktur; bu çocuklar mesleki eğitime yönlendirilmeli veya farklı alanlarda rehabilite edilmelidir. Sorun sadece sistemde veya bakanlıkta da değil; kendini geliştirmeyen öğretmenler ve sadece özlük haklarına odaklanıp eğitim kalitesini ikinci plana atan sendikalar da bu tablonun bir parçasıdır.
Çözüm olarak x-ray cihazı veya güvenlik personeli önerenler yanılıyor. Suçlu, TUSAŞ saldırısında olduğu gibi sızacak bir boşluk her zaman bulur. Bize gereken polisiye önlemler değil, yapısal reformlardır.
Yeni Bir Model: Millî Maarif
İdeolojik kaygılardan uzak, milletimizin öz değerleriyle çelişmeyen ancak çağdaş dünyayı yakalayan bir "MİLLÎ MAARİF" modeli geliştirmeliyiz. Bu model; sadece sınav başarısına veya ders içeriklerine değil, karakter inşasına odaklanmalıdır.
Son bir öneri: Okul ve sınıf huzurunu bozan, "dezavantajlı" veya sorunlu olarak nitelendirdiğimiz çocukları; Enderun tarzı özel mekteplerde rehabilite ederek yetiştirsek nasıl olur? Bu enerjisi yüksek ve kural tanımaz çocukları, doğru bir eğitimle Askeriye, Emniyet veya MİT gibi stratejik kurumlar için birer cevher haline getirebiliriz.