Bazı tartışmalar bize aslında söylenen sözlerden çok, o sözlere verilen tepkilerin fotoğrafını gösterir.

Çünkü mesele çoğu zaman bir cümle, bir espri, bir mizah gösterisi değildir.

Asıl mesele şudur:

Bir toplumda özgürlük dediğimiz kavram herkese eşit uygulanan bir değer midir, yoksa kimin konuştuğuna ve kime dokunduğuna göre değişen bir savunma mekanizması mıdır?

Bugün yaşadığımız tartışmanın merkezinde de tam olarak bu soru duruyor.

Bazı çevreler, dini değerleri hedef alan, milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği kavramlarla alay eden ifadeler gündeme geldiğinde hemen “ifade özgürlüğü”, “mizahın sınırı olmaz”, “rahatsız edici fikirler de korunmalıdır” cümlelerinin arkasına sığınıyor.

Peki o zaman aynı ölçüyü başka alanlarda da görebiliyor muyuz?

İşte sınav burada başlıyor.

Bakın başta Selahattin Demirtaş olmak üzere DEM partili siyasetçilerin neredeyse tam kadro Deniz Göktaş‘a sahip çıktığını görüyoruz.. Anlıyorum burada “..Kur’an‘la dalga geçilsin, din ile alay edilsin..” diye düşünmüyorlar onların temel derdi fikir ve ifade hürriyeti..

Toplumun farklı kesimlerinin hassasiyetleri söz konusu olduğunda bir anda değişen tavırlar, bize özgürlük tartışmasının ne kadar samimi yapıldığını gösteriyor.

Geçmişte Rahmi Koç’un, bence de son derece yakışıksız ve yersiz o fıkrası nedeniyle yükselen tepkileri hatırlayın. O sözlerin incitici olduğu, bazı kesimleri hedef aldığı, mizah bahanesiyle insanların değerlerinin küçümsenemeyeceği söylendi.

Ve haklı olarak birçok insan “mizah yapıyorum” demenin her şeyi meşru hale getirmeyeceğini savundu.

Peki aynı ilke neden herkes için geçerli değil?

Bir toplumun herhangi bir kesiminin kimliği, inancı, kültürü veya değerleri söz konusu olduğunda gösterilen hassasiyet; konu İslam’a, Kur’an’a, Peygamber’e ve milyonlarca insanın kutsallarına gelince neden bir anda ortadan kalkıyor?

Asıl tartışmamız gereken yer burası.

Çünkü özgürlük savunusu zor zamanda belli olur.

Kendi mahallenize dokunulduğunda sınırlar çizmeye başlayıp, başkasının mahallesine dokunulduğunda “bırakın konuşsunlar” diyorsanız orada fikir özgürlüğünden değil, seçici hassasiyetten bahsediyoruz demektir.

Tarih boyunca da özgürlük tartışmalarının en büyük kırılma noktası bu olmuştur. İlk dönem Avrupa aydınlanmasından modern anayasal sistemlere kadar ifade hürriyeti tartışılırken temel mesele hep aynıydı:

Hukuk ve ahlak kuralları kişiye göre mi işleyecek, yoksa evrensel bir prensip mi olacak?

Bugün de cevaplanması gereken soru değişmedi.

Eğer “mizah” diyerek her türlü ağır ifadeyi savunuyorsanız, bunu sadece hoşunuza giden hedefler için değil, rahatsız olduğunuz örnekler için de savunmanız gerekir.

Yok eğer “hayır, insanların kutsalları, kimlikleri, inançları aşağılanamaz” diyorsanız, bu koruma yalnızca belli gruplara değil herkese ait olmalıdır.

Birinin değerine saldırıldığında özgürlük, diğerinin değerine saldırıldığında nefret diyemeyiz.

Çünkü adalet de özgürlük de en çok sevmediklerimize uygulandığında gerçek anlamını bulur.

Mesele kimin incindiği değil…

Mesele ilkemizin olup olmadığıdır.