Polemikler büyüyor, gençler kayboluyor...
Son günlerde magazin dünyasının gündeminde yine bir polemik var.
Türk sanat müziğinin sevilen isimlerinden Umut Akyürek ile pop müziğin ünlü ismi Hadise arasında yaşanan gerilim, bu kez mahkeme salonlarına taşındı. Hadise, kendisi hakkında yaptığı açıklamalar nedeniyle Umut Akyürek'e 60 bin TL'lik manevi tazminat davası açtı.
Hatırlanacağı üzere tartışmanın fitili, Umut Akyürek'in uzun süredir uyuşturucu bağımlılığıyla mücadele eden kızı Melek Bal'ın, dedesinin cenazesinde çektiği TikTok videosunun sosyal medyada gündem olmasıyla ateşlenmişti.
Acılı bir cenazede çekilen ve büyük tepki toplayan görüntülerin ardından Umut Akyürek yaptığı açıklamada sadece yaşadığı aile dramını anlatmakla kalmadı, gençlerin sürüklendiği tehlikeler konusunda da dikkat çekmeye çalıştı.
"Ben Hadise'yi de onun gibi popüler kültür figürlerini de ölene kadar eleştireceğim" diyen sanatçı, "Donla sahneye çıkanlar, Gülşen gibiler, sanat adı altında kepazelik sergileyenler yüzünden bu haldeyiz" sözleriyle büyük tartışma başlattı.
Bu açıklamaların ardından gözler Hadise'ye çevrildi ve ünlü şarkıcının yargı yoluna başvurduğu ortaya çıktı.
Ancak görünen o ki Umut Akyürek geri adım atmaya niyetli değil.
Hadise'nin açtığı davanın ardından sosyal medya hesabından yeni bir video paylaşan sanatçı, "Zor zamanlardan geçiyorum doğru ama ilahi adalet var, eninde sonunda tecelli eder" diyerek yaşananlara ilişkin sessizliğini bozdu.
Akyürek açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
"Hayat acılarla, ihanetlerle, nankörlüklerle, doğru söylerseniz dokuz köyden kovulmakla geçen gizemli bir maraton diyelim. Olsun, ben yine de girdiğim yoldan şaşmayacağım ve ortalığı bu üç kuruşluk, çapsız, vasıfsız, tek sermayesi cinselliği olan insanlara bırakmayacağım."
Bu sözler yeni bir tartışmayı daha beraberinde getirdi.
Kimileri Umut Akyürek'in toplumsal değerler adına konuştuğunu savunuyor.
Kimileri ise kullanılan dilin ağır ve kırıcı olduğunu düşünüyor.
Elbette herkesin görüşü farklı olabilir.
Hadise'nin dava açması da en doğal hukuki hakkıdır.
Mahkeme süreci sonunda kimin haklı ya da haksız olduğuna karar verecek olan da yargıdır.
Fakat benim dikkat çekmek istediğim konu ne dava süreci ne de magazin polemikleri...
Benim dikkat çekmek istediğim konu, bütün bu tartışmaların gölgesinde kalan asıl gerçek.
Bir anne düşünün...
Aylar önce gözyaşları içinde kızının uyuşturucu batağına düştüğünü anlattı.
Anne ve babaları uyardı.
Gençlerin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu anlattı.
Evladını kurtarmak için yıllardır mücadele verdi.
Bu süreçte yaşadığı çaresizliği saklamadı.
Bugün ise ne yazık ki konuşulan şey uyuşturucu gerçeği değil.
Bir genç kızın neden bu noktaya geldiği değil.
Gençlerin nasıl korunacağı değil.
Uyuşturucunun çocuklarımızın hayatına nasıl bu kadar kolay girebildiği değil.
Konuşulan şey; kim ne dedi, kim ne giydi, kim kime dava açtı tartışmaları...
Oysa asıl konuşulması gereken bunlar değil.
Bugün Türkiye'nin dört bir yanında binlerce aile aynı acıyı yaşıyor.
Binlerce anne ve baba evladını uyuşturucudan kurtarmak için mücadele ediyor.
Peki biz neyi konuşuyoruz?
Sahne kostümlerini...
Sosyal medya kavgalarını...
Magazin polemiklerini...
Yıllardır söylüyorum...
Bir sanatçının giyimi kuşamı değil, sanatı konuşulmalıdır.
Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelemeyiz.
Sanatçılar toplumun önündeki insanlardır.
Milyonlar tarafından takip edilirler.
Hayran kitleleri yalnızca yetişkinlerden oluşmaz.
Sekiz yaşındaki çocuklar da onları izler, örnek alır.
Bu nedenle yıllardır söylenen "Sanatçı topluma örnek olmalıdır" sözü hâlâ önemini koruyor.
Ancak burada da haksızlık yapılmamalı.
Bu mesele yalnızca Hadise ya da Gülşen üzerinden tartışılamaz.
Sorun çok daha büyük.
Asıl mesele sosyal medyada giderek normalleşen teşhir kültürü...
Asıl mesele TikTok başta olmak üzere bazı platformların gençler üzerindeki etkisi...
Asıl mesele mahremiyet duygusunun her geçen gün biraz daha kaybolması...
Ve en önemlisi de uyuşturucu gerçeği...
Bir genç bu illete nasıl bu kadar kolay ulaşabiliyor?
Aileler neden bu mücadelede kendilerini yalnız hissediyor?
Toplum olarak gençlerimizi korumak için daha ne yapabiliriz?
İşte konuşmamız gereken sorular bunlar.
Devletimiz uyuşturucuya karşı ciddi bir mücadele yürütüyor.
Güvenlik güçleri gece gündüz çalışıyor.
Ancak bu savaş yalnızca operasyonlarla kazanılamaz.
Aileler, eğitimciler, medya kuruluşları, sosyal medya platformları ve sanat dünyası da bu mücadelede sorumluluk almak zorundadır.
Çünkü mesele sadece Melek Bal değil...
Mesele Ayşe, Fatma, Ahmet, Mehmet...
Bu ülkenin bütün evlatlarıdır.
Davalar açılır kapanır.
Polemikler gelir geçer.
Magazin gündemi değişir.
Ama kaybettiğimiz her genç, bu ülkenin geleceğinden eksilen bir parçadır.
İşte bu yüzden bugün konuşmamız gereken şey polemikler değil, gençlerimizin geleceğidir.
Çünkü mahremiyetin, aile bağlarının ve toplumsal değerlerin giderek aşındığı bir dönemde en büyük görevimiz; çocuklarımızı ve gençlerimizi bu karanlık çukurdan koruyabilmektir.
Nokta.