Muhittin Böcek’in ek ifadesindeki en sarsıcı bölüm, 5 milyon euro’luk ödeme değil.

Asıl dikkat çeken, paranın nasıl gönderildiği…

Çünkü ifadeye göre ortada banka yok.

Resmî kayıt yok.

Swift mesajı yok.

Dekont yok.

Bunun yerine Kapalıçarşı merkezli olduğu öne sürülen ve “havala” olarak bilinen kayıt dışı bir para transfer mekanizması anlatılıyor.

Peki nedir bu havala?

Havala, yüzlerce yıl önce İpek Yolu ticaretinde ortaya çıkan, bugün ise dünyanın birçok ülkesinde hâlâ kullanılan gayriresmî para transfer sistemidir. Bu yöntemde para, klasik bankacılık sistemi üzerinden hareket etmez. Bir şehirde parayı teslim edersiniz; başka bir şehirde veya başka bir ülkede, sistemi işleten güven ağı içindeki başka bir kişi aynı tutarı alıcıya öder. Aradaki hesaplaşma ise daha sonra kendi iç mekanizmalarıyla yapılır.

Bu nedenle havala sisteminde çoğu zaman banka izi oluşmaz.

Uluslararası güvenlik ve mali suçlarla mücadele kuruluşları da bu sistemi uzun yıllardır yakından takip ediyor. Çünkü yasal amaçlarla kullanılabildiği gibi, kara para aklama, yaptırımları aşma veya kayıt dışı para transferi amacıyla da kullanılabiliyor. Bu nedenle birçok ülkede sıkı denetim altındadır.

Muhittin Böcek’in ifadesinde anlatılan sistem de tam olarak buna benziyor.

İddiaya göre bir banknotun seri numarası veya fotoğrafı adeta bir “şifre” gibi kullanılıyor. Alıcı, yanında bulunan bilgiyle Kapalıçarşı’daki ilgili kişiye ulaşıyor ve para oradan teslim alınıyor. Eğer bu anlatım soruşturma sonucunda doğrulanırsa, dosya sadece siyasi boyutuyla değil, mali suçlar ve kayıt dışı finans ağı açısından da çok daha farklı bir zemine taşınabilir.

Çünkü burada artık tartışılan yalnızca bir ödeme iddiası değildir.

Tartışılan, bankacılık sisteminin tamamen dışında işlediği öne sürülen milyonlarca avroluk bir finans trafiğidir.
/////////////////////////////////////////////////////////

BÖCEK BU KADAR PARAYI NEREDEN BULDU?

Muhittin Böcek’in ek ifadeleriyle tartışma artık sadece “kim kime ne kadar para verdi?” noktasında kalmadı. İddialara göre İmamoğlu’na, Özgür Özel’in yönlendirdiği isimlere ve CHP içindeki bazı aktörlere gönderilen paralardan söz ediliyor. Böcek, İmamoğlu’nun kendisinden 15 milyon euro istediğini, 5 milyon euro’yu da “havala” yöntemiyle gönderdiğini söyledi.

Bu tablo, CHP içindeki rüşvet ve adaylık pazarlığı iddialarını görünür hale getiriyor olabilir. Ancak dosyanın asıl kilit sorusu şimdi başka bir yerde duruyor:

Muhittin Böcek, böyle dağıtacak kadar büyük parayı nereden buldu?

Çünkü konuşulan rakamlar sıradan seçim yardımı, parti bağışı ya da siyasi destek sınırlarını çoktan aşmış durumda. 950 bin avro, 1 milyon avro, 5 milyon avro, 15 milyon avro gibi iddialar artık kişisel tasarrufla, dost desteğiyle, klasik kampanya finansmanıyla açıklanabilecek rakamlar değil.

Burada savcılığın önüne doğal olarak ikinci bir kapı açılıyor:
Para nereye gitti sorusu kadar, para nereden geldi sorusu da araştırılmak zorunda.

Eğer bir belediye başkanı bu ölçekte kaynak hareketinden söz ediyorsa, bunun arkasında belediye ihaleleri mi var? İmar dosyaları mı var? Müteahhit ilişkileri mi var? Turizm, arsa, ruhsat, plan değişikliği, hafriyat, reklam, organizasyon, danışmanlık ve hizmet alımı kalemleri mi var?

Bu sorular sorulmadan dosya tamamlanmış sayılmaz.

Çünkü rüşvet mekanizması yalnızca paranın teslim edildiği yerde kurulmaz. Asıl mekanizma, o paranın üretildiği yerde başlar. Bir adaylık için milyonlarca avro konuşuluyorsa, o para ya bir yerden toplanmıştır ya birilerine taahhüt edilmiştir ya da kamu gücü üzerinden bir menfaat zincirine bağlanmıştır.

Böcek’in ifadeleri CHP içindeki para trafiğini sarsmış olabilir. Fakat şimdi daha büyük soru masadadır:

Antalya’da hangi kaynaklar bu para düzenini besledi?

Kim verdi, neden verdi, karşılığında ne bekledi?

Asıl dosya burada başlıyor