Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş hoca diyeceğini demiş: “… toplumumuzu, insanımızı ve kadınımızı rahatsız edecek konuları ulu orta, ekranlardan tartışmak, bazen reyting kaygısıyla ekranlara taşımak doğru değil…”

Ben bu cümledeki “reyting kaygısı”nın altını çizmek isterim. Reyting, çok seyrettirmek demek. Çok seyrettirmek ise çok reklam almak demek. Çok reklam almak ise çok para kazanmak demek. O halde “reyting kaygısı” ifadesini “para kaybetmeme kaygısı” ifadesiyle değiştireyim.

“Parası olan düdüğü çalar”dı değil mi? Nasreddin Hoca’dan bu yana işler değişti. Düdüğü çalanın parası oluyor artık. Konuşmak para için. Para eden şeyler konuşulmak zorunda. Para edenler konuşturuluyor ekranlarda. Yapımcılar, hocalarımızı ‘reyting yapıcı’ olmaya zorluyor. Seyirciyi şok etmeli konuşulanlar. “Sarsıcı” başlıklar bulmalı hocalar. “İç gıcıklayıcı” “merak gıdıklayıcı” “ağızlara düşesi” “kulaktan kulağa fısıldanası” mevzulara girmeli televizyon hocası, youtube vaizi. Yoksa, ekmek yok… Yoksa, şöhret yok… Yoksa, kalabalıklar yok! Yoksa, on bin TL’lik konferanslar yok. Yoksa, alınlarında ‘adam gibi adam’ yazılı bandanalarla koşturan, “hocam bir dokunabilir miyim?” diye sahneye koşan histerik hanımlar yok!

“Altı yaşındaki kız evlenir mi?” sorusu, işte bu tezgâhın ürünüdür. “Gerdek gecesi namazımı kılmadım, kaza etsem olur mu?” gündemi, reyting vitrininin en parlak ürünüdür. Din de var içinde, erotizm de…  “Uzaydaki astronot nasıl abdest alır…” gibi tele-volemsi meraklar, reytingleri uçurur. “Asansörde halvet olur mu, olmaz mı?” konusu, ateşli tartışmalar başlatır, küfürlü homurtuları kızıştırır, siyasi çekişmeleri alevlendirir. Kefen, kabir azabı, ölüm, zifaf gecesi gibi başlıklar her zaman satar. “Yakmayan kefen” pazarını yüksek sesle kınamalar bile, yakmayan kefen satışını artırır, meraklılarını çoğaltır. “Sidik-i şerif” gibi müstekreh bir uydurmacayı, “sümük-ü şerif” sosuyla piyasaya sürenin, cübbesi uzar, fesine çil çil paralar yapışır, sakalları şöhrete bulaşır. Canlı yayında, canlı canlı kefen sarmayı başaran dâhi hocamız, herkesin içi ürpertir, reytingleri patlatır, ister övülsün, ister sövülsün, adını duyurur. Polemik masasına “idrar kavanozu” koyulursa, polemiğin galibi de mağlubu da şöhretine şöhret katar.

Bu kokuşmuş konuya severek giriyor değilim. Hecelerimiz de nefeslerimiz gibi sayılı. Bu yazdıklarımın bile reyting-sever hocalarımızın reytingine hizmet edeceğini biliyorum. Kimsenin taraftarı ya da aleyhtarı değilim; şahıslarla derdim yok, olmamalı da!

Sadece şu: Bazı hocalar tarafından tefe konulmayı göze alan muhterem Cumhurbaşkanımıza ve muhterem Diyanet İşleri Başkanımıza hatırlatmak isterim: Diyelim ki feşmekanca hocalarmız bu işi bazen ve kazaen yapıyor. Dikkat lütfen; bazen ve kazaen…Lâkin gözlerimizin önünde, bu işi, sürekli, kasten, profesyonel niyetle, organize olarak yapan hocalarımıza ne diyeceğiz? Bakın, Cuma sabahları, magazin arasına sos yapılmış din programları devam ediyor. Dahası; mübarek Ramazan yaklaşıyor. Vallahi, şimdiden içim titriyor, az sonra midem bulanacak!.

Yok mudur muhterem hocalarımız için başka bir ekmek kapısı?