Uluslararası diplomaside bazen bir silah sistemi, sadece bir silah sistemi olmaktan çıkar. S-400 tam da böyle bir dosya haline geldi. Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı hava savunma sistemi yıllardır Ankara-Washington hattındaki en büyük kriz başlıklarından biri olurken, şimdi masada bambaşka bir senaryo konuşuluyor: Türkiye S-400’leri Birleşik Arap Emirlikleri’ne devretsin.
Eğer bu senaryo gerçekleşirse, yalnızca Türkiye değil; Rusya, ABD ve BAE de kendi açısından önemli kazanımlar elde edecek. Bu nedenle ortaya çıkan tablo, klasik bir silah satışından çok, dört tarafın çıkarlarının kesiştiği jeopolitik bir takas niteliği taşıyor.
Türkiye ne kazanır?
Ankara açısından en önemli başlık, yıllardır kilitlenen F-35 dosyasının yeniden açılması olur.
Türkiye, S-400 nedeniyle CAATSA yaptırımlarına maruz kaldı, F-35 programından çıkarıldı ve milyarlarca dolarlık yatırımına rağmen teslim alacağı uçakları alamadı.
S-400’lerin üçüncü bir ülkeye devredilmesi;
• Washington’daki siyasi itirazların önemli bölümünü ortadan kaldırabilir.
• F-35 ve ileri teknoloji savunma projelerinde yeni bir sayfa açabilir.
• Türkiye’nin ödediği milyarlarca doların önemli kısmını geri kazanmasını sağlayabilir.
Yani Ankara hem ekonomik kaybını telafi eder hem de Batı savunma sanayiiyle ilişkilerini yeniden normalleştirebilir.
Rusya neden buna sıcak bakabilir?
İlk bakışta Moskova’nın böyle bir satışa karşı çıkması beklenebilir.
Ancak bugün Rusya’nın öncelikleri değişmiş durumda.
BAE’de savaş nedeniyle bloke edilen milyarlarca dolarlık Rus sermayesinin serbest bırakılması Moskova için son derece kritik.
Eğer S-400 anlaşması bunun önünü açacak diplomatik paketin parçası olacaksa, Kremlin açısından bu takas mantıklı görülebilir.
Üstelik sistem tamamen Batı’ya gitmiyor; Rusya’nın ilişkilerinin güçlü olduğu Körfez ülkelerinden birine geçiyor.
BAE neden istiyor?
İran’ın balistik füze kapasitesi her geçen yıl artıyor.
Husilerin uzun menzilli saldırıları da Körfez ülkelerine önemli dersler verdi.
S-400, özellikle yüksek irtifa ve balistik füze savunması konusunda dünyanın en gelişmiş sistemlerinden biri kabul ediliyor.
Dolayısıyla Abu Dabi açısından bu yalnızca yeni bir silah değil; bölgesel güvenlik mimarisini güçlendirecek stratejik bir yatırım anlamına geliyor.
ABD neden destekleyebilir?
Washington açısından bu dosya yıllardır çözülemeyen bir kriz.
Türkiye NATO’nun en büyük ordularından birine sahip.
Ancak S-400 meselesi nedeniyle savunma iş birliği sürekli kriz üretiyor.
Eğer sistem Türkiye’den çıkarsa;
• NATO içindeki gerilim azalır.
• Türkiye yeniden Batı savunma projelerine yaklaşır.
• ABD savunma sanayii milyarlarca dolarlık yeni sipariş alma imkânı elde eder.
Washington açısından da bu, diplomatik bir çıkış yolu anlamına geliyor.
Ancak Ankara’nın dikkat etmesi gereken nokta
Türkiye bu sürece yalnızca “S-400’den kurtulalım” mantığıyla yaklaşamaz.
Bu sistem için milyarlarca dolar ödendi.
Bunun karşılığında yalnızca F-35 vaadi yeterli olmaz.
Ankara;
• CAATSA yaptırımlarının tamamen kaldırılmasını,
• F-35 programındaki haklarının iadesini veya eşdeğer telafiyi,
• Yeni nesil savunma projelerine yeniden katılımı,
• Savunma sanayiindeki teknoloji paylaşımının artırılmasını,
• F-16 ve diğer modernizasyon süreçlerinin hızlandırılmasını
aynı paketin parçası haline getirmelidir.
Demem o ki;
S-400 artık yalnızca bir hava savunma sistemi değildir.
Bu dosya, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında kurmaya çalıştığı stratejik dengenin sembolüdür.
Eğer gerçekten böyle bir formül masadaysa, mesele sadece bir satış değil; Türkiye’nin hem Rusya’yla ilişkilerini koparmadan hem de ABD ve NATO’yla yeni bir sayfa açabileceği çok taraflı bir diplomatik fırsata dönüşebilir.
Başarılı bir sonuç için temel ilke nettir: Türkiye hiçbir cephede kaybeden taraf olmamalıdır. Moskova’yla güven ilişkisini zedelemeyen, Washington’la savunma krizini çözen ve milli çıkarları azami ölçüde koruyan bir denge kurulabilirse, S-400 dosyası yıllardır süren bir kriz olmaktan çıkıp Türk diplomasisinin önemli bir kazanımına dönüşebilir.