Seküler kesimin elinde adeta bir "sanat sopası" var; bu sopayı hem karşıtlarını linç etmek hem de kendi kitlelerini konsolide etmek için bir araç olarak kullanıyorlar. Sözde "muhalif" bir tavır sergilediklerini iddia etseler de gerçek muhaliflik; iyi işleri takdir etmeyi, kötü gidişata ise "dur" demeyi gerektirir. Bunlar ise iyi ya da kötü ayrımı yapmaksızın, karşı oldukları her şeyi toptancı ve kusurlu bir anlayışla karalıyorlar.

Kendi içlerinden sağduyulu bir davranış sergileyen biri çıkacak olsa, onu da bu sözde sanatla hizaya getirip diğerlerinin ses çıkarmasına mâni oluyorlar. Böylelikle kitlelerinin öfkesini ve kinini sürekli diri tutmaya çalışıyorlar. Saldırıları o kadar topyekûn ve pervasız ki, kimse karşılarında durmak istemiyor. Kalemlerinden adeta cerahat akıyor; yalan, iftira ve hakaret adına ne ararsanız mevcut. İnsanlar, haklı olarak bu "bataklığa" girmek istemiyor; zira bu denli kirlenmiş bir alanda mücadele edip de temiz kalabilmek neredeyse imkânsız hale geliyor.

Onların sanat anlayışı; yuhalamak, linç etmek ve slogancılıktan ibaret. Hayra davet eden, şerden alıkoyan bir sanat icra ettiklerine pek rastlanmaz. En fazla "hayvan hakları" derler, onu da bir şekilde kendi emellerine suistimal ederler. Kadına şiddete karşı dururlar ama sadece fail karşı taraftansa... Tacize ses çıkarırlar ama fail kendilerinden biriyse görmezden gelirler. Kendi camialarından birinin en aşağılık hallerine bile anında bir "sanatsal kılıf" uydururlar.

Karşıtlarını alt edebileceklerse hırsızlığı da mübah görürler, ahlaksızlığı da. Zaten kendilerini peşinen "milletin efendisi" olarak konumlandırırlar. Seküler kesimin sanat anlayışının sınırları budur, ötesi yoktur. Okuma eylemleri bile kinlerini besleme çabasından ibarettir; karşıt ideolojilere ait tek bir kitap dahi okumazlar. İlmin ve fennin yalnızca Batı’dan geldiğine inanırlar; çünkü Batı medeniyetinin kan ve gözyaşı üzerine kurulu olduğu gerçeğine kördürler. İslamî ilimleri okumadıkları için İslam âlimlerinin bilime kazandırdıklarından bîhaberdirler. Kendi ideolojilerine uymayan müziği de edebiyatı da yok sayarlar.

İktidar değişikliği istediklerine bakmayın; aslında maddi açıdan en rahat oldukları dönem, muhafazakârların iktidarda olduğu dönemdir. Kendi zihniyetleri iktidar olduğunda düzenin altüst olacağını ve bugünkü konforlarının bozulacağını içten içe bilirler. Bu yüzden stratejik düşünenleri, "İktidarda onlar kalsın ama bizim kutsallarımıza dokunmasınlar, kendi kutsallarına da alan açmasınlar" mantığıyla hareket eder. Muhakeme yeteneği zayıf olanlar ise kendileri iktidara gelince rahatlarının bozulmayacağını zannederler.

Bizlere sanatta iktidar olduklarını söylediklerine bakmayın. Onlar sadece linç ve hakaret sanatında iktidardadırlar; memleket hayrına sahici bir sanatsal icraat ortaya koydukları henüz görülmemiştir.