Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son konuşması, sıradan bir siyasi hitabetin çok ötesinde, hem içeriye hem dışarıya yönelik asırlık şifreler barındıran tarihî bir manifesto niteliğindeydi. Erdoğan, Söğüt’ün bağrından çıkan ve 3 kıtada, 7 iklimde adaletle hüküm süren Osmanlı Çınarı’ndan bahsederken, aslında bir geçmiş muhasebesi yapmıyor; tam aksine, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü ve gelecekteki küresel konumunun kodlarını veriyordu.
Bu konuşmayı dostun da düşmanın da çok iyi analiz etmesi gerekiyor. Ancak Cumhurbaşkanı’nın da altını çizdiği gibi, belki de en çok dostların kulak kesilmesi şart. Çünkü bu sözler, sadece bir beka savunması değil; küresel nizamın yeniden kurulduğu bu kritik eşikte, Türkiye’nin üstleneceği yeni kurucu rolün ilanıdır.
Değişen İsimler, Baki Kalan Ruh: Devlet-i Ebed Müddet
Erdoğan’ın şu vurgusu, Türk devlet felsefesinin en temel omurgasını oluşturuyor:
"Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır."
Bu cümle, bin yıllık devlet aklının kesintisiz devamlılığına yapılan bir vurgudur. Biz, geçmişiyle kavgalı, 1923’te sıfırdan türemiş bir köksüzlüğün temsilcisi değiliz. Osmanlı’nın takati tükendiğinde nöbeti devralan genç Cumhuriyet, o asırlık çınarın genlerini, hafızasını ve adalet mefkuresini bünyesinde barındırmaktadır. İsimler değişir, rejimler değişir, yöneticiler değişir; fakat o kadim devlet şuuru, yani "Devlet-i Ebed Müddet" fikri her zaman baki kalır.
İçeride Birlik, Dünyada "Dirlik"
Yazının ve konuşmanın satır aralarındaki en önemli şifre ise o meşhur düstura getirilen yeni ve proaktif yorumda gizli. Cumhurbaşkanı, yurtta birlik ve dirlik mesajı verirken, bunu küresel ölçekte yeni bir boyuta taşıyor: Dünyada DİRLİK.
Buradaki "dirlik", sadece edilgen bir barış arayışı veya statükoya boyun eğme hâli değildir. Türkçedeki karşılığıyla dirlik; düzen demektir, huzur demektir, nizam demektir. Türkiye artık sadece kendi sınırları içinde güvenliği sağlayan bir ülke olmanın ötesine geçmiştir. Dünyada dirlik sağlamak; küresel adaletsizliklere müdahale edebilecek, mazlumun hamisi olacak, küresel sömürü mekanizmalarına karşı nizam ve intizam kurabilecek bir iddiayı barındırır.
Osmanlı’yı Aşmak: İmparatorluk Karakterinde Bir Cumhuriyet
Bu tarihi konuşmanın verdiği en radikal mesaj şudur: Biz artık Osmanlı’yı aştık.
Cumhuriyetimiz, kuruluş döneminin o savunmacı ve içine kapalı reflekslerini çoktan geride bırakmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bugün kurumsal altyapısı, askeri teknolojisi, diplomatik dehası ve jeopolitik hamleleriyle bir imparatorluk gücüne ve karakterine ulaşmıştır.
Bu, fiziki sınırları genişletmekle ilgili bir emperyalizm değil; etki alanını, vizyonunu ve adalet şemsiyesini küresel ölçeğe ulaştırma davasıdır. Cumhuriyet rejimiyle taçlanmış Türk devleti, bugün arkasına aldığı 600 yıllık Osmanlı tecrübesi ve bin yıllık hakanlık geleneğiyle, dünyayı yöneten ve yönlendiren bir üst ligin aktörüdür.
Dostlar bu mesajı iyi okumalı ve arkasındaki bu sarsılmaz güce güvenerek safını sıklaştırmalıdır. Düşmanlar ise iyi dinlemeli ve karşılarında sıradan bir bölgesel güç değil, imparatorluk karakterini kuşanmış küresel bir akıl olduğunu idrak etmelidir.
Yol haritası çizilmiştir: Kökümüz Söğüt’te, gövdemiz Cumhuriyet’te, dallarımız ise dünyada dirliği sağlayacak o büyük gelecektedir.