İstanbul Büyükçekmece ilçesinde bir düğünde yaşanan olayın videosu sosyal medyaya düştü. Düğün sırasında ezan okunması nedeniyle müziğe kısa bir ara verilmesini isteyen salon işletmecisine tepki gösteren solist, “Böyle şeyler oluyor bu ülkede” şeklinde ifadeler kullanıyor, yaşanan gerginlik üzerine işletme sahipleri ezana tepki gösteren solistin programını iptal ediyor…
Özellikle son günlerde yine toplumun ortak değerlerine bolca saldırı ve tepkiler artmış durumda. Belli ki Türkiye’nin toplumsal değerlerinden rahatsız olan Haçlı zihniyetli dış düşman, Türkiye içerisindeki yancıları, piyonları aracılığıyla, toplumsal değerlerimiz ve inançlarımıza saldırılar ile yine devrede…
Sokakta başörtülülere Atatürk’ün adı kullanılarak saldırılardan tutun buna benzer olaylar bu ara yine bollaştı.
Diğer taraftan, CHP’ de yaşananlar ortada. “Patron benim” merkezli yaşanan bir güç savaşı var.
Daha önce siyaset tarihimizde böyle bir şey hiç yaşanmadı. Ortada iki tane bölünmüş CHP var...
Atanmış olan CHP’ye atanmamış CHP’lilerin direnmesi var ortada. Diğer tarafından bakarsak, atanmamışlar, yargıyı, dahası sistem ve otoriteyi hiçe sayıp, başkaldırıyor...
Bunu da biraz açayım...
Özgür Özel ve yanındakiler, Türkiye Cumhuriyeti yasalarını ve yasanın ötesinde devletliliği tanımıyor duruşu sergiliyor! Bu duruşun adının siyasi duruş, ahlak, devlet sorumluğu vs hiçbiriyle alakası yok, bu duruşun adı siyaset değil, bir örgüt duruşudur...
Halkı da bu örgütün destekçisi durumuna çekme gibi yasal olmayan, Atatürk ve Atatürkçülüğe de aykırı bir durum var ortada...
Haliyle eğmeden, bükmeden soruyorum bende Özgür Özer' e ve yanındakilere; sizin bu süreçte sergilediğiniz duruş ve davranışı, PKK, DEVSOL ya da geçmişte türeyen bunun gibi örgütlerden ayıran şey nedir?
Yasayı, devletin kararlarını hiçe saymanın adı nedir?
Yasa ya da yetkili organlar da yanlış yapabilir, ülkede yasal haklarımız var, bu haklar doğrultusunda ve kurallar çerçevesinde mücadelemizi veririz.
Ama sizin şu an sergilediğiniz tavır tüm bunları yok saymanız!
Ağzınızdan düşürmediğiniz Atatürk' ün kurduğu sistem, Demokrasi ve Demokrasi çerçevesinde devletin işleyişine, onun ilke ve inkılâplarına başkaldırmanın adı nedir?
Siz söyleyin!
Sayın Özel ve arkadaşlarının bu tavrı vatandaşların hukuku yok saymasına, farklı yaşam biçimlerine sahip grupların birbirlerini zorbalamasına sebep olursa, mütedeyyinleri sekülerlerin ya da tam tersine farklı dini grupların sekülerlerin yaşam kalitesini bozmasına neden olursa bunun altından siyaset kurumu nasıl kalkar? Bu daha önce yaşanılan acı tecrübeler ışığında çok tehlikeli bir manevradır.
Gelelim toplumsal değerlerimize saldırılmasına…
Türkiye, farklı düşüncelerin, yaşam tarzlarının ve inançların bir arada yaşadığı köklü bir medeniyetin mirasçısıdır. Bu nedenle toplumsal huzurun temel şartlarından biri, milletin ortak değerlerine saygı göstermektir. Son yıllarda dini hassasiyetleri hedef alan söylemlerin, inançlı vatandaşları küçümseyen tavırların ve milli değerlere karşı mesafeli yaklaşımların daha görünür hale geldiği kaçınılmaz bir gerçek. Bu gerçek bu ülkedeki tüm farklılıklar için geçerlidir.
Tartışmaların merkezinde zaman zaman sanat dünyasından, medyadan veya siyasetten gelen açıklamalar yer almakta. Özellikle dini semboller, ezan, camiler veya toplumun manevi hassasiyetleri konusunda yapılan küçümseyici açıklamalar, milyonlarca vatandaş tarafından yalnızca bir fikir beyanı olarak değil, aynı zamanda kendi kimliklerine yönelik bir saygısızlık olarak görülmekte.
Evet, Demokratik bir toplumuz, haliyle eleştiri hakkımızda var ve bu demokratik toplumların olmazsa olmazıdır. Ancak eleştiri ile aşağılamak, hakaret etmek, küçük görmek, onur kırıcı davranmak arasındaki çizgi iyi korumalıyız. Bir insanın inancını veya milli aidiyetlerini aşağılamak, ifade özgürlüğü değil, toplumsal kutuplaşmayı besleyen sorumsuz bir tavırdır. İhtiyacımız olan şey, birbirimizin değerleriyle kavga eden değil, farklılıklarımıza rağmen ortak zeminde buluşabilen bir siyaset anlayışı.
Tek parti döneminde uygulanan bazı din politikaları, toplumun geniş kesimlerinde derin rahatsızlıklar oluşturmuştur. Ezanın bir dönem Türkçe okutulması zorunluluğu, dini hayat üzerindeki çeşitli kısıtlamalar ve devletin din alanına aşırı müdahalesi gibi…
Bu politikaların önemli bir bölümü, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün görev yaptığı yıllarda baş gösterip iktidarı süresince de devam etmiştir. Tarihe bakıldığında, devletin vatandaşın inancı üzerinde baskı kurmasının toplumsal barışı güçlendirmediği, aksine yeni gerilimler ürettiği görülmektedir.
Bugün yapılması gereken, toplumuz ayrıştırıp kutuplara bölmek yerine geçmişin hatalarından ders çıkarmaktır. Ne devlet vatandaşın inancına müdahale etmeli ne de herhangi bir kesim toplumun dini ve milli değerlerini küçümseme hakkını kendisinde görmelidir.
Saygı tek taraflı bir talep değil, karşılıklı bir sorumluluktur.
Yarınlarımız, inancıyla, kültürüyle ve milli kimliğiyle barışık bir toplumsal anlayışın güçlenmesine bağlı. Siyasi rekabet uğruna toplumun manevi değerlerini hedef alan dilde, farklı düşünen insanları düşmanlaştıran üslup da ülkeye fayda sağlanmaz. Bu millet, yüzyıllardır sahip olduğu değerleri koruyarak var oldu. Toplumsal barışın yolu da bu değerlere saygı göstermekten geçmektedir.
O yüzden siyasi sorumluluklarımızı doğru kullanmakla yükümlüyüz. Aksi halde devlet içerisinde paralel yapı edasına dönüşür, dönüştüğünde de olayın ekseni siyasetten çıkıp ülkeye zarar veren bir şekle dönüşür.