Bir aile fakirse evin fertleri evin iaşesini karşılamak için babayla birlikte var güçleriyle çalışır.

Çalışırken de tek bir hedefleri vardır:

Daha müreffeh bir aile ortamını oluşturmak...

Erkekler de kadınlar da kendi üzerlerine düşeni yapar bu konuda.

Zor şartlarda çalışıp didinip ekmeklerini temin etme yoluna bakarlar.

Ne kavgaya fırsat bulabilirler ne kıskançlık yapıp ortalığı karıştıran çıkar.

İşi gücü olanlar da zaten başkasının işine burnunu sokmaya fırsat bulamaz.

Böylelikle herkes tarafından örnek gösterilen bir aile tablosu çıkar ortaya.

Gel gör ki o aile yavaş yavaş durumu düzeltmeye başlayınca işler değişir.

Herkes pastadan pay alma derdine düşer.

O saf, temiz, masum, çalışkan fertler birer canavara dönüşüverir.

Evin reisi olan baba;

“Yapmayın, etmeyin, birbirinize sahip çıkın kuzularım.” dese de kimse dinlemez onu.

Erkekler kendi aralarında fikir birliğine varsalar kadınlar varamaz veya tam tersi olur.

Mal bölüşmeye daha gelmedik…

Ülkemizdeki duruma bu pencereden bakarsak şu an edilen kavga daha net anlaşılıyor.

Muhafazakârlar iktidarda değilken her bir ferdi dava diye çırpınıyor, elini taşın altına koyuyor, evinden, çoluğundan çocuğundan fedakârlık ederek canhıraş bir şekilde çalışıyorlardı.

Dertleri, ülkeyi düzlüğe çıkarmak, tam bağımsız müreffeh bir Türkiye kurmak…

Muhafazakârlar iktidara geldikten sonra yavaş yavaş toparlanma başladı.

Fabrikalar, yollar, köprüler yapılıyor, okullar, hastaneler falan çağa uygun bir şekilde inşa ediliyordu.

İnsanlar emeklerinin karşılığını alıyorlardı.

Herkes evini, arabasını alıyor kimisi de yatırım yapmaya başlıyordu.

Ülkenin durumu düzeldikçe o elini taşın altına koyanlar taşın üzerine çıkmaya başlayıp davayı falan unuttular, dava dairesinin içinde kalmayı da ihmal etmeyerek...

Kimisi yerini sağlamlaştırmak için, kimisi yeni yerlere çıkabilmek için, kimisi de ‘makam gördü savruldu’ demesinler diye “muhafazakâr sivil toplum kuruluşlarında” dava gemisini yürütmeye çalışıyorlardı.

Aile reisi bağırıp çağırsa da “Taşın altında ellerim eziliyor, yüküm ağır ve tek başımayım.” dese de “ganimet” peşine düşenlerin kulakları duymuyordu çığlığı...

Öyle ya, zamanında elini taşın altına koyan pastadan pay almasın mıydı?

Kimisi kibir abidesi oluverdi bir anda, kimisi burnundan kıl aldırmayıverdi, kimisi de davanın tüm yükünü omuzlayan Reis’e akıl vermeye başladı.

Bunları örnek gösterenler de;

“Neydiler ne oldular!” demeye başladılar.

Ama evin reisinin merhameti ve çalışkanlığı da dağılanları topluyordu.

Reis’e yapılan bu zulüm aslında ülkeye yapılmıştı.

Seçimleri zora sokan da bu taşın üzerinde tepinenlerdi. Her dönemin doymazları…