Bu yazının başlığı “Ye kürküm ye!” de olabilirdi. Rahmetli Cem Karaca’nın Tamirci Çırağı adlı parçasındaki “Sen işçisin işçi kal” dizelerinin bir benzerini tercih ettim: “Sen avamsın avam kal…”
Devletin en başının bu hususlarda sık sık uyarmasına “hakim değil hadim devlet” vurgusuna, “vatandaş ile iç-içe, bir ve beraber olun” tavsiyelerine rağmen bazı olumsuz tavırların ısrarla devam etmesi, üst üste gördüğüm ve yaşadığım bazı hadiseler bu satırları yazmaya sevk etti beni.
Eskiden çok fazla tanımadığımız, haşir-neşir olmadığımız “protokol ve kuralları” (belki vardı da biz bu kadar bilmiyorduk) bugün gündelik yaşantının adeta olmazsa olmazı…
İftar yemeklerinde, cenaze namazlarında ve taziyelerde dahi bunları görmek pek çok kişi gibi beni de rahatsız ediyor. Bir devlet dairesi mescidinde üst düzey bir bürokrata ön şafta yer ayrıldığı iddiasını duyduğumda dona kalmıştım.
Gittikçe yoğunlaşan Sabah Namazı buluşmalarında da protokol varsa en ön saflar yine dolmaya başlayınca cemaatin bereketi başka yerlerde aranmaya başlandı.
Yetkili şahıslar ön saf faziletini bazen ikinci plana alarak daha arka saflarda, cemaat ile iç içe namazlarını eda etseler çok mu abes olur?
Ramazan ayına az bir zaman kaldı.
Katılımcılarının hep aynı kişilerden oluştuğu, protokol kurallarının uygulandığı, lüks mekânlarda icra edilen iftar davetlerinden artık vazgeçelim.
Son olarak başımdan geçen bazı hadiseleri aktararak bitireceğim.
93 model Kartal aracımla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir görüşme için giderken kontrol noktasındaki görevlilerin “Camiye bu taraftan gidiliyor” diye Millet Camii’ne döndürmeye çalışmalarının üzerinden çok zaman geçmeden bir başka olay da Ankara Esenboğa Havaalanı girişinde yaşadım.
Pek çok araca dur demeyenler benim 93 model Kara Kartal’ı durdurdu ve “bagajı aç” dediler. Hâlbuki bagajın içi zaten görünüyordu. Neyse açtık. İyice bir didik-didik ettiler. Yetmedi laptop çantasının tüm fermuarlarını açıp tuttuğum notlara kadar bakmayı ihmal etmediler. Hatta bagajdaki bizim ÖNDER’in çıkardığı “Sade Soda” dergisine de baya ciddi, ilgi gösterdiler. Ne olduğu anladılar mı orasını bilmem. (O an hafızamda derinlere dalıp geçmişe eski Türkiye’ye kısa bir yolculuk yaptım) Bundan sonra da durdururlarsa hiç şaşmam.
Oysa o yaşlı Kartal 15 Temmuz gecesi Yapracık Bayırı’nda yolu kesilen füze rampaları kıpırdayamasın diye burnunun tam dibinde; tüm askeri araçların polise teslim edilmesinin akabinde gün ağarmadan Genelkurmay’dan açılan ateşlere rağmen hemen karşısında bulunan Hava Kuvvetleri Komutanlığı Nizamiyesi’nin tam dibindeydi. İçeriden araç çıkmasın diye.
Hey gidi Nasrettin Hoca, bu kadar haklı olmak zorunda mıydın?
“Sen avamsın, avam kal!” zihniyeti ya da “Ye kürküm ye” zihniyeti hâlâ yaşatılmak mecburiyetinde mi? Zihniyet devrimi de şart.
Gönlünüzden güzellikler eksik olmasın. Dostça ve sevgi ile kalın.