Türkiye’de siyaset artık sadece iktidarın başardıkları üzerinden değil, muhalefetin dağınıklığı üzerinden de tartışılıyor. Son dönemde ise ana muhalefet cephesinden gelen görüntü, bir “iktidar alternatifi” görüntüsünden çok, kendi içinde yönünü kaybetmiş bir yapıya dönüşmüş durumda.
Her sabah yeni bir CHP’li belediye hakkında ortaya atılan yolsuzluk haberleri… Parti içerisinde bitmeyen hizip savaşları… Birbiri ardına gelen istifalar… Ve bütün bunların ortasında otorite kuramayan bir genel merkez görüntüsü…
Bu yapı, bırakın Türkiye’yi yönetmeyi, kendi iç düzenini bile sağlayamıyor artık.
Ara ara niye ısrarla Atatürk’ün değilde İnönü’nün CHP’si dediğimin altını kalın kalın çizgilerle bir kez daha çiziyorum. Tarihin sayfalarına geçen İnönülü sürecin ülkeye verdiği zararları sırasıyla ve özetle yazıyorum ki daha net anlaşılsın, anlaşılsın ki artık Atatürk’e olan hayranlık ve sevgimiz kullanılmasın.
Açayım biraz daha İnönü’nün CHP’sinde bu ülkenin ve Atatürkçülüğün gördüğü zararları.
-Milli Şef” dönemi ve tek adam yönetiminin sertleşmesi.
-Atatürk döneminde bile güçlü liderlik vardı ama İnönü döneminde bu yapı daha katı hale geldiği yazıldı, çizildi.
-Basın üzerindeki baskılar arttı. Muhalif seslere alan daraldı. CHP devletle tamamen iç içe geçti, devlet kendisiymiş gibi davranışı çok abarttı. Farklı siyasi düşünceler uzun süre baskılandı.
-Eleştirmenlere göre bu durum, Cumhuriyet’in “halk egemenliği” ruhuna zarar verdi. Atatürk’ün bazı önemli kadroları tasfiye edildi. İnönü’nün, Atatürk’e yakın bazı isimleri sistem dışına ittiği sık sık dile getirildi.
Özellikle, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy gibi isimlerle yaşanan siyasi kırılmalar, “kurucu kadronun dağıtılması” olarak yorumlandı. İnönü döneminde başlayan geri çekilme ve sonraki süreçte sistemin bitirilmesi, “eğitim devriminin yarım kalması” eleştirilerine yol açtı.
II. Dünya savaşı yıllarındaki ekonomik baskılar. Özellikle, Varlık Vergisi, Ekmek karne sistemi, yüksek yoksulluk, zorunlu askerlik süreleri toplumda büyük huzursuzluk oluşturdu. En ağır eleştirilerden biri de Varlık Vergisi üzerinden geldi. Bazı milliyetçi ve Kemalist çevreler, İnönü döneminde Batı’ya daha bağımlı bir çizgi oluştuğunu savundu.
Birçok siyasal yorumcuya göre CHP’nin “devlet partisi” görüntüsünün güçlenmesi İnönü döneminde hızlandı. Bu nedenle, Anadolu ile bağın zayıfladığı, halkın dini hassasiyetlerinin küçümsendiği, tüm bunlar toplumda CHP’ye karşı bir kopuş oluşturmuş, bunun sonucunda da 1950’de Demokrat Parti büyük halk desteğiyle iktidara geldi.
*
Terörsüz Türkiye vurgusunu daha iyi anlama adına, toplumun Atatürk’e olan sevgi ve saygısını daha iyi görme adına, bugün iç ve dışta yapılan tüm hamlelerin gerçek Atatürkçülük olduğunu kavrama adına, bir döneme duruş ve haklı isyanlarıyla imza atmış olan rahmetli A.Cem Ersever’in istifa dilekçesindeki sekiz maddelik açıklamanın önemli birkaç maddesini kendi ağzından sizinle paylaşıyorum:
“17 Mart 1993 tarihine kadar Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Grubu’nun (JİTEM) kurucu ve komutanı idim. Bu tarihte, birkaç arkadaşımla birlikte ayrıldım. İhsan ve Ali Beyler de bu teşkilatın kadrolu istihbarat memurlarıydılar. TSK’dan ayrılmamızın nedenleri yetkililere izah edildiği gibi özetle şöyledir:
-Türk ordusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bıraktığı ordu değildir.
-Türk Milleti çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak zorundadır. Bu hedefe ilerleyen yol, Devleti yönetenlerce bilinçli olarak engellerle donatılmaktadır.
-Türkiye Cumhuriyeti’nin Orta Doğu ülkelerine ve kendi bünyesinde meydana gelebilecek PKK benzeri olaylara karşı önceden belirlenmiş bir stratejisi yoktur.
-Stratejinin olmayışı, güvenlik kuvvetlerinin ve diğer unsurların taktik üretmesine engel olmaktadır. Özellikle orduda birtakım kişiler, omuzlarına bir yıldız takabilmek için mevcut potansiyeli hedef etmektedirler.
6- Güneydoğu’da yetkili organlar içerisinde oluşturulan bir çete (!), cereyan eden hadiselerin gerçek boyutlarının Türk milleti tarafından görülmesini engellemektedir.
Tıpkı Cem Ersever gibi faali meçhul’ e kurban giden diğer önemli isimlerde aynı haykırışı yapmışlardı. Toplumun Atatürk sevgi ve saygısı ve hayranlığı kullanılarak başka emellere çekilmişti.
Atatürkçüysen CHP’li olmak zorunluluğuna çekildi biliçli olarak.
İnönü süreci irdelendiğinde net olarak görülecektir, Atatürk’e ait olmayan fikir ve anlayış, davranış ona aitmiş gibi kullanılmıştır.
O yüzden yetkililere yüksek volümde tekrar sesleniyorum. O süreç sümenin altından çıkarılıp tekrar tüm çıplaklığıyla toplumun önüne konmalı, faili meçhul dosyaları tekrar açılmalı. İşte o yüzden o dönemin bazı yönetici ve yetkilileri JİTEM’in (JANDARMA İstihbarat ve Terörle Mücadele)varlığından rahatsız olmuşlardı Çünkü C. Ersever’in JİTEM’i kurma amacının en başında İstihbarat elemanının da arazide terörist ile çatışmaya girebilme yetkisi veriyordu. Tıpkı bugün MİT’in terörle sıcak çatışmaya girebilmesi gibi. MİT’in bu yapıya dönüşmesi terörle mücadeledeki başarıya büyük katkı sağlamıştı. Ersever’in de JİTEM’i kurma amacı da aynen buydu. O yüzden de karalandı, yok sayıldı ve varlığı inkâr edildi. Varlığını belgelerle ilk olarak o dönem yazdığım “C.Ersever ve JİTEM Gerçeği” kitabında yayınlamıştım. İkinci olarak, bu yazımın daha doğru anlaşılmasına yardımcı olması adına birkaç tanesini Diriliş Postası’na özel paylaşıyorum…