Enseyi çok da karartmak istemem ama bazı şeyler çok gözüme batmaya başladı.
Örneklik teşkil etmesin, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmeyelim diye bazı hususları ok sık yazmayışımız bunların olmadığı ve yaşanmadığı anlamına gelmiyor.
20 aylık bebeğe hastanede tecavüz edilmesini, 70 yaşındaki dedenin 5 yaşındaki torununa tecavüzünü, kaynana ile damadın zinasını, evli barklı sanatçıların (!) zina ile eşlerini nasıl aldattıklarını, ensest ilişkileri (tabii malum medya bunları yasak aşk-ilişki diye hafifletmeye çalışıyor), Suriye’de, Doğu Türkistan’da, Arakan’da tecavüze uğrayan, köle pazarlarında cinsel obje olarak pazarlanan/satılan kadınları okuyup, duyup hiçbir şey olmuyormuş gibi davranmak mümkün mü?
Çok değiştik, çook! Olur olmadık yerlere heykeller, büstler diker olduk, belediyeler festivaller vs.lerde popçuları sahneye çıkarmak için adeta yarışıyor. Bazı önemli gün vs. için şekilli birbirinden tuhaf Kur’an’lı, haritalı, resimli pastalar yapıp onları bir güzel yer olduk.
Kaybettik bir şeyleri. Herkes farklı bir şeyini kaybetmiş durumda; Kimi inancını, kimi ahlakını, kimi vicdanını…
Müslüman edepsiz, yalancı, hırsız, yolsuz, zalim, iftiracı, gıybetçi, hasetçi, açgözlü, pis, düzensiz, tembel, bencil de olmamalı. Olamaz da!
Gidişat ile ve gelecekle ilgili kanaatleriniz nerede durduğunuza ve nereden baktığınıza göre değişiklik gösterebilir.
Daha iyisini istemek asla nankörlük değildir. İdeali varken neden daha azı ile yetinelim?
Geçenlerde bir afiş gözüme ilişti. “TÜRKİYE’NİN İLK KAPALI (ne demekse) BAYAN DJ’i SİZLERLE” Menü: Kısır, yaprak sarma, meyve tabağı, kuruyemiş, soğuk içecekler XX TL.
Dinlemiş olduğunuz parça Doğu Türkistan’da yıllardır zulüm gören kardeşlerimiz içindi.
Kimi başörtülü bir hanımın çılgın müziğin kulakları tırmaladığı yerde DJ’lik yapmasını ilerleme olarak görür, kimi yine başörtülü bir hanımın “Ben evde dört duvar arasında oturmamam” diyerek çocuğu ile çıktığı sahnede gitar resitali vermesini bir “devrim” olarak niteler?
Yani birileri için o eski bağnazlıkları (!) aşıp günün gereklerini yerine getiren ilerici ve ideal bir Müslüman portresi iken kimileri de bunu yozlaşmanın bir sonucu olarak görür.
Televizyonun olmadığı bir evde yer sofrasında bir ekmek kırıntısının dahi çöpe gitmemesi gerektiği kanaatinden dünya nimetlerinden yararlanmak Müslümanların da hakkı diyerek 5 yıldızlı otelin yetmeyip 7 yıldızlı otellerde konaklanan ve markasını zikretmek istemediğim birkaç bin dolarlık çantaların kollara takıştırılarak arzı endam edilen yemek ve alışveriş mekânlarında olmanın gerekliliğine inananların dünyasına geçiş.
Hanımların kendi aralarında tertiplediği günlere bir nanik yaparak “Kısırımız yok, klasik müziğimiz var!” sloganı ile özgürlüğünü ve ulaşılan mesafeyi göze batıran mütedeyyin, başörtülü hanım solist ve gruplar.
“Biz de insanız, bizim de eğlenmeye hakkımız var” diyenlere çok bir şey demiyorum, diyemiyorum.
Onlara göre biz zaten çok geri kafalı ve çok yobazız. Eğlenmeyi bile bilmeyen/beceremeyen çağ dışı mahlûklarız. Şöyle çağdaş giyimli (!) bir hanımı karşımıza alıp bir vals, bir tango bile yapmayı beceremeyiz.
Programımızın en son parçası da haraç mezat seks pazarlarında satılan 14-15 yaşındaki Arakanlı kızlarımız, Suriye’de, Afganistan’da ya da dünyanın herhangi bir yerinde tecavüze uğrayan tüm kız-kadınlarımız ve de bombalarla katledilen hafızlarımız, bebek-kadın ve yaşlılarımız için gelsin. Belki acılarını az da olsa hafifletir.
Yine de güzellikler sizinle olsun!