​Anayasa Mahkemesi, aile hukukumuzun on yıllardır kanayan, toplumsal barışı zedeleyen ve her iki tarafı da yapısal mağduriyetlere hapseden en kritik düğümlerinden birini çözdü. Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ve adeta bir ömür boyu prangaya dönüşen “süresiz” ibaresi artık iptal edildi.

Yüksek Mahkeme, yasama organına bu kaotik boşluğu doldurması için 9 aylık bir süre tanıdı.
​Bu karar, ne nafaka borçlusunu körü körüne koruma altına alan bir zafer ne de nafaka alacaklısını bir gecede güvencesiz bırakan bir yıkımdır. Bu karar, çağ dışı kalmış statik bir ezberin, modern hukukun ve toplumsal gerçekliğin dinamik terazisinde nihayet tartılması gerektiğinin tescilidir.


​Şimdi önümüzde 9 aylık tarihi bir viraj var. Meclis, ne Batı’nın kadının iş hayatındaki gücüne güvenen “clean break” (tamamen bağları koparma) ilkesini körlemesine ithal edebilir ne de eski sistemin mağduriyet üreten yapısını makyajlayıp önümüze koyabilir. Türkiye'nin sosyo-ekonomik gerçeklerine, kadın istihdam oranlarına ve adalete uygun, rasyonel bir reform paketine ihtiyacımız var.
​Bu tarihi fırsatta, kanun koyucunun masasında bulunması gereken "Kademeli ve Esnek Süreli Nafaka" modelini üç temel sütun üzerinden şekillendirmek zorundayız:


​1. Evlilik Süresine ve Emeğe Göre Kademeli Süre Sınırı


​Nafakanın süresi, evliliğin getirdiği ortak hayatın derinliğiyle doğru orantılı olmalıdır. 1 yıl süren ve çocuksuz bir evlilikle, 25 yıl süren, gençliğini ve kariyerini o yuvaya vakfetmiş bir eşin nafaka hukuku aynı kefede tartılamaz.


​Kısa Süreli Evlilikler (0-3 Yıl): Nafaka süresi, evlilik süresini geçmeyecek şekilde sınırlandırılmalıdır. 1.5 yıl evli kalan bir kimse, en fazla 1.5 yıl nafaka ödemelidir.


​Orta Süreli Evlilikler (3-15 Yıl): Burada "Rehabilitasyon ve Uyum Nafakası" modeli uygulanmalıdır. Eşin eğitimi, yaşı ve mesleki formasyonuna geri dönebilmesi için hakime evlilik süresinin yarısını aşmayacak şekilde (örneğin 10 yıllık evlilikte en fazla 5 yıl) takdir yetkisi verilmelidir.


​Uzun Süreli Evlilikler (15+ Yıl) ve İstisnalar: Yaş itibarıyla iş gücü piyasasına dönmesi imkansız olan, kronik hastalığı bulunan veya engelli çocuğu nedeniyle evden çıkamayan kusursuz/az kusursuz eşler için istisnai olarak süresiz nafaka hakkı korunmalıdır.


​2. "Kariyer Fedakarlığı" ve Çocuk Kriteri (Objektif Puanlama)


​Hakimin takdir yetkisi keyfiyete açık olmamalı, kanunda net kriterlerle sınırlandırılmalıdır. Nafaka süresi ve miktarı belirlenirken; evlilik birliği kurulurken işinden ayrılmak zorunda kalan, kariyerini eşinin mesleki gelişimine (örneğin tayinler, akademik süreçler) feda eden tarafın uğradığı "fırsat maliyeti kaybı" hesaplanmalıdır. Ayrıca, velayeti alan eşin küçük çocukların bakımı nedeniyle çalışamadığı her yıl, nafaka süresine otomatik olarak eklenmelidir.


​3. Kamusal Rehabilitasyon ve "Aile Dayanışma Fonu"
​Adalet, bir tarafı korurken diğer tarafı ömür boyu iktisadi bir rehineye dönüştürmek değildir. Nafaka süresi bittiğinde yoksulluk riski devam eden vatandaşını korumak, eski eşin değil, sosyal devletin görevidir.


​Süreli nafakaya hükmedilen ve çalışabilir durumda olan eşler, İŞKUR ve KOSGEB programlarında birinci derece öncelikli statüye alınmalı, istihdam teşvikleriyle hızla üretim ekonomisine katılması sağlanmalıdır.


​Süresi biten ancak yaş veya sağlık gibi haklı nedenlerle istihdam edilemeyen vatandaşlar için kurulacak bir "Aile Dayanışma Fonu" devreye girmeli; yük, eski eşin sırtından alınarak kamusal güvenceye devredilmelidir.


​Anayasa Mahkemesi’nin bu iptal kararı, Türkiye’de aile hukukunun modernleşmesi ve tarafların boşanma sonrasında birbirlerinin prangası değil, sadece "eski eşi" olarak kalabilmesi için milattır. Meclis, önümüzdeki 9 ayı popülist rüzgarlara kaptırmadan; erkeği ömür boyu borçlu psikolojisinden, kadını ise boşanma sonrası iktisadi güvencesizlikten kurtaracak adil, dengeli ve rasyonel bir yasal çerçeveyle taçlandırmalıdır. Muasır medeniyetin de toplumsal adalet duygumuzun da gereği budur.