Diriliş Postası Genel Yayın Yönetmeni Değerli Gazeteci Ersoy Dede dünkü yazısında “Özgür Özel’in Akıl Hocası Arınç’mı?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bu yazının alt metninde aslında Türk siyasetinde dava adamı olmak, bir partinin kurucularından olmanın bir başka yüzünü de gözler önüne serip göstermesi…
Zaten yazının son cümlesi sözün bittiği yer; “Manisa, mentor ve FETÖ.”
Şimdi gelelim bu konunun Çetin’ce tarafına…
Düşünsenize, adınız FETÖ ile anılmış, adı FETÖ ile anılan, siyaseten durdukları yer olarak iki ters kutup siyasi partinin, iki parti dışına itilmiş, ya da dışlanmış iki bilinen isimi( Bülent Arınç-Özgür Özel ) her türlü tartışmaya açık yan yana fotoğraflar veriyor.
Haa, kendilerine sorarsanız ikisi de partilerinin dava adamları.
İşe gelinmediğinde davaya sırt dönüp, davaya muhalefet üretmenin adını buyurun siz koyun!
Ee durum bu olunca şu soruda kaçınılmaz oluyor; “ Bir insanın gerçek bağlılığı, yanında olunduğu günlerde mi yoksa yollar ayrıldığında mı anlaşılır?”
Bu ikilinin yan yana fotoğrafları, sergilediği davranışlar gösteriyor ki, davaları, bağlılıkları gerçek değilmiş! Ki yan yana durmayı, siyasi akıl alışverişini kendilerine yakıştırabilmişler…
Olayı biraz daha genel çerçevede ele alayım.
Derdim kim kimle bir araya gelmiş, ne konuşmuşlar falan filan değil. Derdim net, açık ve direkt olarak şu; Halkın değerleri, duyguları milli değerlerine saygılı olunup, aklının küçümsenmemesi. Çünkü millet olarak aklımızla, inançlarımızla oynanma hadsizliğinin ve cüretinin gösterilmesinden çok sıkıldık.
Dahası, böylesi durumları samimi ve sahici bulmuyor bu halk, bulmuyorum…
Şahsi çıkar ve işine gelinmediği için davasına sırt dönen yarın ülke çıkarlarını, kendi çıkarlarına uymadı diye ülkesine de sırt döner mi!?
Bu sorunun cevabını da okuyucuya bırakıyorum.
Bilmem anlatabildim mi?
Türk siyasetinde partiler kadar, partilerden ayrılan isimler de hep konuşuldu, konuşulacaktırda bolca. Kimi sessizce köşesine çekildi, kimi eleştirilerini yaptı, kimi ise bir zamanlar omuz omuza yürüdüğü kadroların tam karşısında yer aldı. İşte benim tamda bu noktada soruyla cevap verdiğim yerde burası!
Siyasette sadakatin ölçüsü nedir?
Bir insan yıllarca uğruna mücadele verdiği bir siyasi hareketten ayrıldıktan sonra, o hareketin tam karşısında konumlanabilmesi ne kadar etik, ne kadar ahlaki? Yani ne kadar doğru!?
Elbette siyaset insanların fikir değiştirebildiği bir alandır. Hiç kimse hayatı boyunca aynı düşüncede kalmak zorunda da değil. Ancak burada asıl ve hassas mesele fikir değiştirmek değil, yıllarca savunulan değerlerin ne kadar samimi olduğudur.
Bir siyasi partinin kuruluşunda yer alıp, partinin büyümesi için mücadele edip, milyonlarca insana o davanın doğruluğunu anlatacaksın ve ardından yıllarca savunduğun o hareketin karşısında konumlanacaksın.
Ben bunu sorgularım, ben bunu yazarım ve de sorarım; Siyaset bir makam meselesi mi? Yoksa bir dava ve inanç meselesi mi?
Eğer yıllarca savunulan fikirler doğruysa, bugün neden yanlış ilan ediliyor? Eğer bugün yanlış deniliyorsa, o zaman yıllarca millete anlatılanlar neydi?
Aslında bu sorular aynı zamanda Türk siyasetinin tamamına sorulması gereken sorulardır.
Türkiye'de siyasetçiler parti değiştirebiliyor, dün söylenenler bugün inkâr edilebiliyor.
Vatandaş, yıllarca aynı kürsülerde aynı sloganları atan insanların bir gün sonra birbirlerinin yanında veya karşısında yer almasını da bolca yaşadı, yaşayacakta, hadi ülkedeki siyasetin yapısı şu an böyle deriz anlarız.
Ancak, bir davanın kurucularından olan isimlerin, yıllarca mücadele ettikleri siyasi çizginin karşısında görüntü vermeleri doğal olarak "sadakat" ve "ilke" tartışmalarını da kaçınılmaz hale getirir.
Dava adamı olmak ile siyaset adamı olmak arasında önemli bir fark vardır.
Siyaset adamı şartlara göre yer değiştirebilir.
Dava adamı ise şartlar değişse bile inandığı temel ilkelerden vazgeçmez.
Bugün asıl tartışılması gereken de budur.
Bana göre bir siyasetçinin gerçek karakteri, iktidardayken değil; yollar ayrıldığında ortaya çıkar.
Dava denilen şey iktidar varken sahip çıkılan bir elbise değil, bedel ödenirken de taşınabilen bir duruştur. Çünkü sadakat sadece iyi günlerin değil, ayrılık günlerinin de imtihanıdır.