Yüz binlerce yatırımcıyı etkileyen fon krizi, bireysel mağduriyetleri aşarak Türkiye’nin ekonomisine ve kurumlarına duyulan güveni sarstı. Zarar gören yalnızca yatırımcılar değil ülkenin yatırım iklimi, itibarı ve ekonomik istikrarı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavrı çok net; “Millete yanlış yapana, milletin malına el uzatana sahip çıkmayız”.

Ancak liderin iradesi tek başına yetmez. Bürokrasinin ve parti kadrolarının bu iradeyi sahaya taşımasını, sorumlulardan hesap sorulmasını ve kamuoyuna açık cevaplar verilmesini bekliyoruz.

Krizin kökünde denetim zafiyeti, kayırmacılık algısı ve olağanüstü getirilerin uzun süre sorgulanmaması yatıyor. Milletin birikimini ve devlete güvenini etkileyen bu tablo, teknik hatalarla açıklanamaz.

Sığ hisselerde fiyatları yapay olarak şişiren, Erdoğan’ın gölgesine sığınıp siyasi ve bürokratik bağlantılarıyla korunan yapıların verdiği hasarı, vatana ihanet olarak görüyorum.

Yatırımcıların zararlarının karşılanması tek başına krizi çözmez. Kapsamlı bir deri değişimine ihtiyaç var.

Kabinede, bürokraside ve ilgili birimlerde sorumluluğu ya da ihmali tespit edilen isimlerle hızla yollar ayrılmalı. Yerlerine liyakatli kadrolar gelmeli. Bu kişileri koruyan, sorumluluklarına ortak olan veya referanslarıyla dokunulmazlık sağlayanlar da hesabın dışında tutulamaz.

Gelenler gidenlerin aparatı olacaksa değişen yalnızca tabeladaki isimler olur. Gerçek yenilenme, ilişkiler ağının da çözülmesinden geçer.

AK Parti’nin “temiz siyaset” iddiası da aynı kararlılığı kendi kadrolarında göstermesine bağlı. Haksız kazanç sağlayan veya usulsüzlüklere göz yuman herkes, makamına bakılmaksızın hesap vermeli.

Yargıda da yaklaşım değişmeli

Fon krizini eleştirenler arasında kurunun yanında yaş da yandı. Hesaplara peş peşe erişim engeli getirilmesi, insanları adeta vebalı ilan eden bir anlayışa dönüştü.

“Hık” diyenin hesabı kapanıyor, itirazına gerekçesiz ve matbu bir ret cevabı veriliyorsa ölçülülük ve adalet nerede kalıyor?

Bu kararları veren mahkemelerde ve ilgili savcılıklarda hakim olan yaklaşım değişmeli. Somut suçları soruşturmak başka, soru soranı ve eleştireni otomatik olarak engellemek başka. Erdoğan’ın “Hiç kimse eleştirilemez değildir” sözünün karşılığını uygulamada da görmek istiyoruz.

Parti yönetimi nerede?

Genel Sekreter Eyyüp Kadir İnan’ın açıklamaları ve çalışmaları dışında, diğer genel başkan yardımcılarını yeterince görünür bulmuyorum. İnan, “fon şeytanları” diyerek tavır aldı ve yanlış yapanların partide barınamayacağını söyledi.

Peki, diğerleri ne yapıyor? “Bu nasıl oldu, kimler göz yumdu, tekrarını nasıl önleyeceğiz?” sorularına neden somut cevaplar vermiyorlar?

Sessizlik, krizin siyasi maliyetini artırırken Erdoğan’ın kararlılığının da altını boşaltıyor. Denetimin güçlendirilmesi ve güvenin yeniden kurulması geciktikçe bedel büyüyor.

Geleceğe dair bir işaret

Yenilenmenin bir de gelecek boyutu var. Erdoğan’ın kendisinden sonraki döneme ilişkin bir işaret vermesini, muvazzaf belirlemesini önemli buluyorum. Bunun zamanı ve siyasi formülü ayrı tartışma konusu. Fakat belirsizlik uzadıkça parti içindeki kliklerin hareket alanı genişliyor.

Allah Cumhurbaşkanına uzun ömür versin. Daha görevini bırakmadan, tabiri caizse kendisini ölmeden mezara koyup hesap yapanlar şimdiden güç alanları oluşturuyor. Bu hesaplar hem parti içindeki birliği hem kamuoyundaki güveni aşındırıyor, dışarıdaki spekülasyonları besliyor.

Erdoğan’ın vereceği açık bir işaret partiye istikrar, kendisine hareket alanı sağlayabilir.

Türk sağ siyaseti bir Erdoğan daha çıkarabilir mi? Doğrusu, çok umutsuzum. Tam da bu yüzden liderin iradesinin klik hesaplarına teslim olmadan geleceğe taşınmasını önemsiyorum.

Milletin birikimine verilen hasarın hesabı, faillerinden de göz yumanlardan da sorulmalı. İsimler değişirken ilişkiler ve alışkanlıklar yerinde kalırsa aynı sorunları yeniden konuşuruz.

Tasfiye, hemen, şimdi.