Dezenformasyonun yani yalan haberin kasıtlı olarak üretilip yayılmasının birey ve toplum hayatını nasıl bir ur gibi sarıp sarmaladığını uzun uzadıya izah etmeye artık gerek var mı? Bugün kültürden finansa, sosyal hayattan siyasete kadar her alanda yalan ve yanıltıcı bilginin yayılması toplumumuzda onarılamaz yaralar açıyor. Yalan ve yanıltıcı haberlerle insanların onuru, namusu ve şerefi ayaklar altına alınıyor. Öyle ki dünyada yalan habere en çok muhatap olan, maruz kalan ülkelerin başında maalesef Türkiye geliyor.
Bu tablo, medyamızın acil ve köklü bir ahlaki yenilenmeye, derin bir arınmaya ihtiyacı olduğunu sağır sultanlara bile duyuruyor.
Ancak madalyonun bir de siyasi yüzü var ki oradaki ikiyüzlülük artık boyutu aşmış durumda. Küresel güçlerden siyasetimize açıkça müdahale talep edenlerin, iktidara karşı yayın yapmak şartıyla yurt dışından fonlananların, her iddiası gün batmadan çöpe atılan kifayetsiz politikacıların ve sivil toplum örgütü maskesi takmış yalan üretim merkezlerinin basın özgürlüğü üzerine kurdukları hamasi cümleler artık inandırıcılıktan fersah fersah uzaktır.
Bugün gelinen noktada, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu cuntasının, sanki basın özgürlüğünü savunuyormuş gibi bir mizansene soyunarak gazetecileri ve medya patronlarını koruma kalkanına alması ibretliktir. Halkı sokağa çağırmaları ise bütün bu suçları alenen işleyen malum güruhu yargının adil elinden kurtarmaya yönelik açık bir kriminal harekettir ve aziz milletimizin vicdanında çok ama çok ayıptır. Herkes şunu çok iyi bilmelidir ki; Türkiye’de hiç kimse, ama hiç kimse yalnızca ve sadece gazetecilik faaliyetinden dolayı tutuklu değildir.
Yeni Siyasetin Eski Hastalıkları
Peki, bu tablo karşısında ülkeyi yönetmeye veya alternatif olmaya iddia eden yeni parti ve onun genel başkanı Özgür Özel ne yapıyor? Ülkenin çıkarlarını savunmak yerine, bu kirli odakların ve fonlanan odakların arkasında saf tutmayı tercih ediyor. Özgür Özel’in liderliğindeki bu yeni siyaset anlayışı, eski hastalıkların makyajlanmış versiyonundan başka bir şey sunmuyor. Hakikati savunmak yerine dezenformasyon çarkının dişlilerine omuz verenler, milletin gerçek gündeminden kopuk, yapay krizler üretmekten başka bir işe yaramıyorlar.
Milletimiz bu tiyatroyu, bu ucuz manipülasyonları ve yargıyı baskı altına alma çabalarını çok net görüyor. Ne dışarıdan fonlanan medya baronları ne de onları korumak için sokağa davetiye çıkaran siyasi rant sevdalıları bu gerçeğin üstünü örtemez. Türkiye, yalanla örülü bu duvarları yıkacak kudrete de hakikatin egemen olacağı iradeye de fazlasıyla sahiptir.