Yılmaz Erdoğan’ın milletle inatlaşmasını anlamış değilim..

Mesele, Netflix’te yayımlanan Organize İşler: Karun Hazinesi dizisindeki bir sahneyle başladı. Türklerin İslamiyet öncesi inanç dünyasında önemli bir yere sahip olan kam davulu, uyuşturucu satıcılarının bulunduğu karanlık, yozlaşmış bir ortamın içinde kullanıldı. Sahneye tepki gösterenler, bunun sıradan bir dekor tercihi olmadığını, Türk kültürünün kadim sembollerinden birinin aşağılayıcı bir bağlamda sunulduğunu söylediler.

Aslında itirazın özü gayet basitti. Kam davulu, Türklerin eski inanç ve ritüel dünyasında kamların kullandığı, sembolik anlamlar taşıyan bir çalgı. Orta Asya’dan günümüze uzanan kültürel hafızanın parçalarından biri. Elbette bugün herkes bu geleneği benimsemek ya da aynı anlamı yüklemek zorunda değil. Ama bir toplumun tarihî ve kültürel sembollerini kullanırken biraz özen göstermek de sanatçıdan beklenmeyecek bir şey değil.

Üstelik mesele yalnızca Tengricilik meselesi de değil. Bugün bu sahneye itiraz eden insanların tamamı eski Türk inançlarını benimseyen kişiler değil. Aralarında Müslümanlar da var, milliyetçiler de var, kültürel mirasına sahip çıkmak isteyen gençler de..

Yani Yılmaz Erdoğan’ın karşısında küçücük bir ideolojik grup yok. Ortada dikkate alınması gereken bir kültürel hassasiyet var.

Peki bu kadar büyütülecek ne vardı?

Birader, çıkarsın, “Özür dilerim, düşüncesizlik etmişim. Sahneyi görsel olarak etkileyici kılmaya çalışırken bunun kültürel anlamını ve nasıl algılanabileceğini hesaba katamamışım. Kimseyi incitmek istemedim” dersin, olur biter..

Kimse senden sanat anlayışını değiştirmeni istemiyor. Kimse dizini kaldırmanı, senaryonu çöpe atmanı da istemiyor.

Ama sen ne yapıyorsun?

Tepkileri anlamaya çalışmak yerine, meseleyi sanat özgürlüğü tartışmasına sıkıştırarak yanlışta ısrar ediyorsun.

Oysa sanat özgürlüğü başka bir şey, eleştiriye tahammül edebilmek başka bir şeydir. Sanatçı elbette istediği hikâyeyi anlatır, istediği sembolü kullanır. Ama toplum da o tercihi eleştirme hakkına sahiptir.

Dahası, Yılmaz Erdoğan gibi yıllardır bu ülkenin insanının hikâyelerini anlatarak büyümüş bir sanatçının bunu herkesten iyi bilmesi gerekir.

Hatırlayın, Yılmaz Erdoğan’ın kariyerinde Anadolu insanının dili, mizahı, acısı, gelenekleri ne kadar önemli bir yer tutar. Onu milyonlara sevdiren de biraz bu değil miydi? Bu toplumun gündelik hayatını, insan ilişkilerini, çelişkilerini büyük bir maharetle sahneye taşıması..

Şimdi aynı toplumun kültürel hassasiyetini anlamakta neden bu kadar zorlanıyor?

Bir başka mesele daha var..

Biz sanatçıların hata yapmasını değil, hata yaptıklarında kendilerini toplumun üzerinde görmelerini eleştiriyoruz.

Ben Yılmaz Erdoğan’ın kötü niyetle hareket ettiğini düşünmek istemem. Belki gerçekten sahnenin görselliğini düşündü. Belki kullanılan sembolün tarihsel karşılığını yeterince araştırmadı. Belki de ortaya çıkan tepkiyi hiç öngöremedi.

Bunların hepsi mümkün.

Ama bütün bunlar, eleştirilere kulak vermek yerine inatlaşmayı haklı çıkarmaz.

Ve özür dilemek seni küçültmez. Aksine, yıllardır seni seven, filmlerini izleyen, oyunlarına giden insanların gözünde büyütür.
Unutma..

Yanlış yapmak insanı bitirmez Yılmaz Erdoğan. Yanlışta ısrar etmek bitirir!