Kemal Kılıçdaroğlu'na Mustafa Sarıgül ve ailesiyle ilgili soruşturma soruluyor. Verdiği cevap gerçekten ibretlik: “Sarıgül ailesini çok iyi tanımıyorum.”

Pes doğrusu Sayın Kılıçdaroğlu..

İnsan bazen siyasetçilerin hafızasına hayret ediyor. Daha doğrusu, hafızalarını ne kadar ustalıkla yönetebildiklerine..

Sarıgül ailesini çok iyi tanımıyorsunuz öyle mi?

O halde biz biraz hatırlatalım..

Yıl 2005..

Mustafa Sarıgül, Deniz Baykal'a karşı CHP Genel Başkanlığı yarışına girmiş, kurultayın ardından yaşanan gelişmeler sonucunda partiden ihraç edilmişti.

Aradan sekiz yıl geçti.

Takvimler 3 Kasım 2013'ü gösterdiğinde CHP Genel Başkanı sizdiniz. Sarıgül'ün partiye dönüşü sizin başkanlığınızda toplanan Parti Meclisi'nde oylandı. Üstelik öyle herkesin alkışladığı bir dönüş değildi bu. 44 kabul oyuna karşılık 10 ret oyu çıktı, dört üye de boş oy kullandı.

Yani itirazlar vardı.. Ama kefil oldunuz, partiye geri aldınız.. Aralık 2013'te Sarıgül'ü Türkiye'nin en önemli siyasi yarışlarından birine, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterdiniz. Üstelik o günlerde Sarıgül'ün geçmişine ilişkin tartışmalar yeniden açılmış, hakkında ağır iddialar kamuoyunun gündemine taşınmıştı. Bunlara rağmen arkasında durdunuz. Sarıgül İstanbul'u kazanamadı tabii.. 2023 seçimlerine gelindiğinde Sarıgül bu kez kendi kurduğu Türkiye Değişim Partisi'nin genel başkanıydı. Ama siz onu CHP listesinden Erzincan birinci sıra adayı yaptınız. Yani garanti milletvekilliği verdiniz.. Şimdi bütün bu siyasi geçmişin ardından, Sarıgül ailesiyle ilgili soruşturma sorulunca “tanımıyorum”… Pes.. Vallahi pes, billahi pes…

Üstelik Sarıgül ailesi hakkındaki soruşturmada suçlamalar henüz kesinleşmiş değil. Mustafa Sarıgül de iddiaları reddediyor. Herkes gibi onların da masumiyet karinesinden yararlanma hakkı var.

Tam da bu nedenle insan şunu bekliyor:

Bir zamanlar böylesine önemli görevler için tercih ettiğiniz siyasetçi hakkında konuşurken, en azından geçmişteki siyasi ilişkinizin gerektirdiği açıklığı gösterin.

İddiaların araştırılmasını isteyin. Hukukun işlemesi gerektiğini söyleyin. Kimsenin peşinen suçlanamayacağını hatırlatın.

Ama yıllarca birlikte yürüdüğünüz bir siyasi aktör söz konusu olduğunda, ilk refleksiniz mesafe koymak olmasın.

Gerçi Türk siyasetinin hafızası böyle örneklerle dolu. Süleyman Demirel'in meşhur “Dün dündür, bugün bugündür” sözü boşuna siyasi literatürümüze yerleşmedi. Hatırlayın, 3 Mart 2023'te Meral Akşener, yıllarca birlikte yol yürüdüğü Altılı Masa'dan kalkarken “Ne bir kumar masasında ne de bir noter masasında olacağız” diyordu. Aradan sadece üç gün geçti. 6 Mart'ta aynı masaya geri döndü ve Kılıçdaroğlu'nun cumhurbaşkanı adaylığını destekledi. Üç gün önce kabul edilemez bulduğu siyasi ortaklık, üç gün sonra yeniden mümkün hale gelmişti. Demek ki siyasette bazı sözlerin ömrü, üç günlük olabiliyormuş..

Arkadaşlar.. Siyasette asıl karakter, güçlü günlerde kiminle fotoğraf çektirdiğinizle değil, zor günlerde o fotoğrafın arkasında ne kadar durabildiğinizde saklıdır..

Bizim siyasetimizin en büyük problemlerinden biri de bu zaten..

Dün omuz omuza verilen pozlar, bugün hatırlanmak istenmiyor.

Dün büyük umutlarla vitrine çıkarılan isimler, bugün sanki başka bir siyasi tarihin aktörleriymiş gibi anlatılıyor.

İşler yolundayken herkes birbirinin dostu, yol arkadaşı, dava kardeşi..

İşler karıştığında ise herkes birbirine yabancı..

Ne garip değil mi?

Türkiye'de siyasetçinin en güçlü organı hafızası değil, unutma kabiliyeti olmuş.

Başarı varsa sahiplenen çok.

Sorumluluk varsa ortalıkta kimse yok.

Oysa siyaset biraz da kendi geçmişinin hesabını verebilme cesaretidir. Bir insanı aday göstermek siyasi tercihtir. O tercih yanlış çıkarsa bunu kabul etmek de siyasi olgunluktur. Ama geçmişteki tercihlerinizin sorumluluğunu üstlenmek yerine kendinizi o geçmişten uzaklaştırmaya çalışırsanız, yalnızca arkadaşlarınıza değil, sizi yıllarca desteklemiş seçmenlerinize de haksızlık etmiş olursunuz.

Asıl vahim olan şu: Bu ülkede siyasi vefa neredeyse bir zaaf, siyasi unutkanlık ise bir meziyet haline geldi. İnsanların en zor günlerinde yanlarında durmak yerine, kendi siyasi siciline bir leke bulaşmasın diye eski dostlarıyla arasına mesafe koymak, giderek olağan bir davranış gibi kabul ediliyor.

Bu siyaset ne pis bir iş kardeşim..

İnsanın bazen siyasetten değil, siyasetin insanlara yaptıklarından midesi bulanıyor..