Türkiye'de neredeyse her gün yeni bir dolandırıcılık yöntemiyle, yeni bir vurgunla, yeni bir organize suç şebekesiyle karşılaşıyoruz.
İnternetten araç kiralayan, tatil rezervasyonu yaptıran, ev veya otomobil satın almak isteyen vatandaş dolandırılıyor. Hatta kendi evinde huzur içinde yaşamak isteyen insanlar bile apartman ve site yönetimlerindeki usulsüzlüklerin mağduru olabiliyor.
Nereye baksak bir tuzak, nereye dönsek bir vurgun!
Dolandırıcılık şebekeleri artık teknolojiyi, finans sistemini ve mevzuattaki boşlukları kullanarak adeta profesyonel suç makinelerine dönüşmüş durumda.
Dolandırıcılık artık yalnızca bir ceza hukuku meselesi değil, millî ekonomik güvenlik ve toplumsal huzur meselesidir.
SUÇ İŞLENDİKTEN SONRA HAREKETE GEÇEN DEVLET YETMEZ!
Kırk yıllık hukuk ve adliye tecrübeme dayanarak söylüyorum:
Ceza adaleti sistemimiz esas itibarıyla suç işlendikten sonra harekete geçiyor.
Vatandaş dolandırılıyor, parasını kaybediyor, savcılığa başvuruyor. Soruşturma başlıyor, şüpheliler yakalanıyor, davalar açılıyor.
Peki, vatandaşın parası?
Çoğu zaman çoktan başka hesaplara aktarılmış veya izinin sürülmesi güç hâle gelmiş oluyor.
Suçlu yakalansa bile vatandaşın birikimini geri alması her zaman mümkün olmuyor.
Artık suç işlendikten sonra müdahale eden reaktif devlet anlayışından, suçun işlenmesini önleyen proaktif devlet anlayışına geçmek zorundayız.
MİLLÎ FİNANSAL GÜVENLİK MERKEZİ KURULMALI
Singapur ve İngiltere gibi ülkelerde finans kuruluşlarıyla güvenlik birimleri arasında hızlı müdahale mekanizmaları geliştiriliyor.
Türkiye neden daha kapsamlı bir sistem kurmasın?
BDDK, Merkez Bankası, MASAK, BTK, Emniyet ve Cumhuriyet başsavcılıkları arasında koordinasyonu sağlayan, 24 saat çalışan bir Millî Finansal Güvenlik Merkezi kurulmalıdır.
Vatandaş dolandırıldığını bildirdiğinde şüpheli para transferlerine süratle müdahale edilmeli, kanuni şartlar oluştuğunda hesaplara bloke konulmalıdır.
Sahte internet siteleri, telefon hatları ve dijital hesaplar hakkında gecikmeksizin işlem yapılmalıdır.
Bütün bunlar elbette hukuk devleti ilkeleri ve yargısal denetim çerçevesinde gerçekleştirilmelidir.
ARAÇ KİRALAMA VE SİTE YÖNETİMLERİ DENETLENMELİ
İnternet üzerinden araç kiralama dolandırıcılıklarını önlemek için firmaların doğrulanabilir dijital sicilleri oluşturulmalı, karekodlu güven sistemi kurulmalı ve ödemeler güvenli kanallardan yapılmalıdır.
Bir başka önemli mesele apartman ve site yönetimleridir.
Milyarlarca liralık aidatların toplandığı bu alanda harcamaların yeterince denetlenmemesi ciddi usulsüzlüklere zemin hazırlıyor.
Kat Mülkiyeti Kanunu güncellenmeli, profesyonel yönetim şirketlerine ruhsat, mali güvence ve bağımsız denetim zorunluluğu getirilmelidir.
Vatandaş ödediği aidatın nereye harcandığını kuruşu kuruşuna görebilmelidir.
BANKALAR VE DİJİTAL PLATFORMLAR SORUMLULUKTAN KAÇAMAZ!
Bankalar şüpheli para hareketlerini tespit etmek ve gerekli tedbirleri almak zorundadır.
Yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen finans kuruluşlarının hukuki sorumluluğu etkin biçimde işletilmelidir.
Sosyal medya şirketleri de dolandırıcılık amacıyla yayımlanan sahte reklamlar ve açılan hesaplar karşısında sorumluluktan kaçamamalıdır.
Yapay zekâ destekli erken uyarı sistemleriyle şüpheli işlemler ve organize dolandırıcılık faaliyetleri önceden tespit edilmelidir.
DEVLETİN GÖREVİ SUÇU ÖNLEMEKTİR!
Başta Adalet ve İçişleri Bakanlıkları olmak üzere bütün ilgili kurumlara sesleniyorum:
Dolandırıcılıkla mücadele yalnızca savcılıkların ve emniyetin omuzlarına bırakılamaz.
Bu mücadele, bütün kurumları kapsayan millî bir devlet politikası hâline getirilmelidir.
Gerekirse Dolandırıcılıkla Mücadele ve Finansal Güvenlik Kanunu çıkarılmalıdır.
Hukuk devletinin başarısı yalnızca kaç suçlunun yakalandığıyla değil, kaç vatandaşın dolandırılmasının önlendiğiyle ölçülmelidir.
Suç işlendikten sonra suçluyu yakalayan devlet güçlüdür. Ancak suçun işlenmesini önleyebilen devlet çok daha güçlüdür.
Türkiye'nin ihtiyacı budur.
Artık dolandırıcıların peşinden koşan değil, onların önüne aşılması güç hukuki, idari ve teknolojik duvarlar ören bir devlet yapılanmasına geçmeliyiz.
Çünkü adalet, yalnızca suç işlendikten sonra verilen bir hüküm değil; vatandaşın hakkını, hukukunu ve alın terini suç işlenmeden önce koruyabilen devlet kudretidir.