Yukarıdaki başlığı 8 ay önce spor camiası bahisle gündeme geldiği zaman atmışım. Sadece onları değil hepimizi edepli olmaya çağırmışım. Benim çağrım kimlere ulaştı ve ne tesir etti onu bilemiyorum. 8 aydır duyduklarımız bu tür uyarıların çok fazla kimsenin umurunda olmadığını gösteriyor. Rezillik diz boyu, daha doğrusu gırtlağımıza kadar çıktı. Her gün “edep ya hu” desek sanki duvara konuşmuş olacağız.
Aç gözlü, tamahkâr, sahtekârlar duydukları edepsizlik haberleriyle daha fazla gaza geliyorlar. Adeta devleti, milleti, insanları daha fazla dolandırmak için yarış yapıyorlar. Aklımıza hayalimize gelmeyen rakamlar havada uçuşuyor. Adaletle, emniyetle yarışıyorlar… Onlar yakaladıkça yeni yöntemlerle ortaya çıkıyorlar. Öyle rakamlar duyuyoruz ki aklıma “acaba sahtekârlık ekonomisinin büyüklüğü ne kadar, sektör olarak kaçıncı sırada yer alıyor” diye sormak geliyor.
Her gün öyle sahtekârlık, öyle ahlaksızlık, öyle yolsuzluk haberleri duyuyoruz ki, kulaklarımıza inanamıyoruz. Rezillikler zirvede, zirvedekiler rezil. Sanatçı, sporcu, işadamı, siyasetçi gibi toplumun önünde örnek şahsiyet olması gerekenler rüşvet, uyuşturucu, bahis, dolandırıcılık, kumar, fuhuş gibi sefih işlerle temeyyüz ediyorlar. Bu kadar sefih ve alçak insanı kanunlarla önlemek zor görünüyor. İçeride beslenip tekrar çıkıp aynı faaliyetlere başka yollardan devam ediyorlar. Anlaşılan o ki bu ceza yasalarıyla bu işleri çözmek mümkün değil.
Peki, toplum olarak biz ne yapıyoruz? Bu aşağılık sahtekârlar yerden mi bitiyor yoksa gökten mi iniyor? Bu alçaklar içimizde, yanı başımızda destek bulmadan bu organize işleri yapamazlar. Yakalananlar büyük kirliliğin çok küçük parçasıdır. Katkı vererek, göz yumarak bu canavarların semirmelerine imkân veriyoruz. Doğrudan canımız yandığında feryadı basıyoruz ancak iş işten geçmiş oluyor.
Edepsizlerin ar damarları çatladığı için utanmaları yok; yüzlerine tükürsen nur yağıyor diye anlıyorlar. Toplum olarak bize düşen görevlerden birisi bu alçaklara fırsat vermemek, diğeri ise toplumdan dışlamak. Eskiden sahtekârlık yapan esnafın pabucu dama atıldığı için meslek hayatı bitermiş. Biz de rezillikleri yapanların alınlarına damga mı vursak? Suçun niteliğine göre de renklendirsek. Singapur’da duymuştum yere çöp, sigara izmariti atanlara temizlikçi önlüğü giydirerek sokakları temizlettiriyorlarmış. Hele uyuşturucu kullananlara verilen cezalar çok ağır. 1 gram uyuşturucu bulundurmanın cezası 10 yıl, 2 gram bulundurmak 20 yıl, 3 gram bulundurmanın cezası idam. Hadi gel kullanda seni göreyim.
Taze bombamız ahbapların rezaleti… TDK sözlüğüne baktım ahbap “kendisiyle yakın ilişki kurulup, sevilen, sayılan kimse “diye tanımlanmış. Dilimize de zarar veriyorlar. Sadece kendilerini değil dilimizi de kirletiyorlar. Bundan sonra ahbap denince aklınıza güven, saygı, sevgi yerine rezillik gelecek. Deprem, sel, yangın gibi felaketler üzerinden insanların duygularını sömürerek yapılan alçaklığın izahı yok. Sözün bittiği hainliğin zirve yaptığı noktayız.
Ya ahbapları deprem zamanında alkışlayan ahmaklara ne demeli? Devletin kurumlarını aşağılayıp, itibar suikastı yaptınız. Bir sahtekârdan kahraman çıkarma histerisine tutuldunuz. Siyaset gözünüzü kararttı. Üzerinize yatırım yaptığınız mal çürük çıkınca hafif burun kıvırma ile işi geçiştirmeye çalıştınız. Bu arada samimi itirafta bulunanların da olduğunu da belirmemiz lazım.
Bu size, bize ders olsun önümüze atılıp yanağını uzatan herkesi okşamaktan vazgeçelim. Üçkâğıtçılardan, alçaklardan, dolandırıcılardan uzak duralım. Babamızın oğlu, annemizin kızı bile olsa bu tiplere izin vermeyelim. İnsanız, beşeriz şaşarız tövbe kapısının da her zaman açık olduğunu unutmayalım. İnsanın fıtratını bozan şeytanın vesveseleri uyuşturucu, kumar, alkol illetlerinden uzak duralım. Ne olur hırsı, tamahı, açgözlülüğü, hasedi, fesadı, dedikoduyu bir kenara bırakıp tarihimizde, kültürümüzde, inancımızda, günümüzde bize yol gösterecek, rehber olacak metinler, insanların yanında olalım. Yeter ki iyilik yolunda iyilerle beraber olalım, görelim Mevla ne güzel kapılar açar.