Türkiye’nin gündeminden düşmeyen, 21 yaşındaki Kubilay Kaan Kundakçı’nın hayatını kaybettiği cinayetin yankıları henüz dinmemişken, Aleyna Kalaycıoğlu’nun son görüntüleri kamuoyunda tepki çekti.

Kubilay’ın ölümünün ardından bir anne evladını toprağa verdi, bir ailenin hayatı altüst oldu. Acı henüz bu kadar tazeyken insan ister istemez soruyor: Hayat nasıl bu kadar çabuk normale dönebiliyor?
Öncelikle şunu söyleyeyim: Ben Aleyna Kalaycıoğlu’nu şahsen tanımıyorum. Kendisini katıldığı bir yarışmayla, ardından da bu cinayetle ilgili haberlerde duydum. Dolayısıyla kişisel bir meselem yok. Bu yazıyı yazma nedenim, kamuoyuna yansıyan görüntülerin bende yarattığı rahatsızlık.

Kubilay Kaan Kundakçı cinayeti davasında tanık olarak dinlenen müzisyen Bertin Yıldız ile bir araya gelen Kalaycıoğlu’nun, arkadaşını dinlerken gülümsemesi sosyal medyada tartışma yarattı.
Elbette bir insanın yüz ifadesinden iç dünyasını okuyamayız. Bir görüntüye bakarak kimsenin ne hissettiğine hükmedemeyiz. Ancak kamuoyunun neden bu görüntüye tepki gösterdiğini anlamak da zor değil.
Aleyna Kalaycıoğlu, davada hakkında yöneltilen suçlamalardan beraat etti. Mahkemenin kararına saygı duyulmalı; beraat eden bir kişiyi suçlu ilan etmek doğru değil. Ancak hukuki süreç başka, yaşanan olayın toplumda bıraktığı iz başka.

Çünkü bir can gitti! Hem de gencecik bir insanın canı…
Kubilay’ın yarım kalan hayalleri, yaşayamadığı yılları, bir daha sarılamayacağı ailesi var. Annesi Ülker Kundakçı’nın yaşadığı acıyı hangi söz anlatabilir? Bir anne için evladının yokluğuna alışmak, hayatın en ağır sınavlarından biri değil mi?
Mahkeme, Alaattin Kadayıfçıoğlu’na kasten öldürme suçundan müebbet hapis cezası verdi. Hukuk kararını verdi; ancak geride kalan ailenin acısı bir kararla sona ermeyecek.
Benim eleştirim, Aleyna Kalaycıoğlu’nun gülümsemesine bakarak suçluluk ya da vicdansızlık hükmü vermek değil. Mesele, böylesine ağır bir olayın ardından kamuoyuna yansıyan görüntünün zamanlaması ve yarattığı algı.
Kimseye yas tutmayı dayatamayız. İnsanların hayatlarına devam etme hakkı var. Fakat bazen yaşananların ağırlığını gözetmek, biraz daha hassas ve ölçülü davranmak gerekir. Hele ki adınız, Türkiye’nin yakından takip ettiği bir cinayet davasıyla anılıyorsa…
Burada artık yalnızca bir magazin haberinden söz etmiyoruz. Kamuoyunun takip ettiği, bir gencin hayatını kaybettiği ve bir ailenin acısıyla hafızalara kazınan bir olaydan söz ediyoruz.
Tanınan bir isimseniz, attığınız her adımın haber olabileceğini bilirsiniz. Bu, hayatınızı başkalarının beklentilerine göre yaşamak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. Ancak kamuoyunda oluşan hassasiyeti hesaba katmak da toplumsal sorumluluğun bir parçasıdır.
Benim itirazım tam da buna: Bir gencin hayatı sona ermişken, toplumun tepkisi ve ailenin acısı henüz dinmemişken, her şey olağan akışına dönmüş gibi görünen bir tabloya…
Belki bir gülümseme her şeyi anlatmıyor. Ancak Kubilay Kaan Kundakçı’nın ailesinin yaşadığı gerçek çok açık: Onların hayatında hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Kubilay geri gelmeyecek. Annesinin acısı bir anda dinmeyecek. Türkiye bu cinayeti konuşmayı sürdürürken, kamuoyunun neden tepki gösterdiğini anlamak da gerekiyor.
Gencecik bir insan gitti Aleyna… Bir aile evlatsız kaldı. Ne çabuk normalleştin?