Bir belediyenin kasasında duran para, başkanın parası değildir. O para; sabahın altısında dükkânını açan esnafın ödediği vergidir. Maaşından kesinti yapılan işçinin alın teridir. Emeklinin KDV’sidir. Çocuğuna süt alırken fiş ödeyen annenin cebinden çıkan paradır.

İşte bu yüzden kamu kaynaklarına ilişkin her iddia, sadece bir adli dosya değil, aynı zamanda millet adına sorulması gereken bir hesap meselesidir.

Uşak Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma dosyasında yer alan bulgular, sıradan bir personel usulsüzlüğü iddiasının çok ötesine geçen bir tablo ortaya koyuyor. Dosyada; SGK kayıtları, MASAK incelemeleri, HTS ve baz istasyonu verileri, banka hareketleri, WhatsApp yazışmaları, kamera görüntüleri ve fiziki belgeler birbirini destekleyen deliller olarak sıralanıyor. İddia şu: Belediyeden maaş alan bazı personel fiilen belediyede değil, eski belediye başkanına ait özel işletmelerde çalışıyordu.

Eğer bu iddialar yargılama sonunda doğrulanırsa, ortada yalnızca kamu zararı değil, devlet düzenine karşı kurulmuş sistematik bir mekanizma olacaktır.

Düşünün…

Bir kişi belediye bordrosunda görünüyor.

Maaşını belediyeden alıyor.

Sigortasını belediye yatırıyor.

Ama mesaisini otelde, restoranda, eğlence mekânında geçiriyor.

HTS kayıtları bunu söylüyor.

Baz istasyonları bunu söylüyor.

Kamera kayıtları bunu söylüyor.

Telefon rehberindeki görev tanımları bunu söylüyor.

Şirket çeklerindeki imzalar bunu söylüyor.

Muhasebe kayıtları bunu söylüyor.

Tanık ifadeleri bunu söylüyor.

Ve dosyaya göre bütün bu parçalar birbirini tamamlıyor.

İşte gazetecilik tam da burada başlar.

Çünkü gazetecinin görevi mahkeme kurmak değildir.

Ama millet adına şu soruyu sormaktır:

Belediyenin ödediği milyonlarca lira gerçekten belediyeye mi hizmet etti?

Dosyada hesaplanan kamu zararının 16 milyon 866 bin lirayı aşması, meselenin artık birkaç personel tartışmasının ötesine geçtiğini gösteriyor.

Bu para kimin parası?

Devletin mi?

Hayır.

Milletin.

Bugün Türkiye’nin herhangi bir belediyesinde çöp kamyonu alınamıyorsa…

Bir park gecikiyorsa…

Bir kreş açılamıyorsa…

Bir asfalt ihalesi erteleniyorsa…

Bunun sebebi yalnızca ekonomik şartlar değildir.

Kamu kaynağının nasıl kullanıldığıdır.

Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde kamu görevlileri, kamu ile özel çıkar arasına kalın bir duvar örmek zorundadır.

Çünkü kamu gücü, kişisel servetin veya özel ticari faaliyetlerin devamı için kullanıldığı anda devlet ile şirket arasındaki çizgi silinir.

İşte hukuk da tam bu çizgiyi korumak için vardır.

Bugün bu soruşturmada en dikkat çekici nokta yalnızca operasyon değildir.

Delillerin niteliğidir.

Bir iddia sadece bir tanıkla değil;

SGK kayıtlarıyla,

HTS analizleriyle,

baz istasyonu sinyalleriyle,

kamera görüntüleriyle,

WhatsApp yazışmalarıyla,

banka hareketleriyle,

çek kayıtlarıyla,

maaş listeleriyle

desteklenmeye çalışılıyor.

Elbette nihai hükmü bağımsız mahkemeler verecektir.

Masumiyet karinesi hukuk devletinin temelidir.

Ancak kamu vicdanının da cevabını beklediği sorular vardır.

Bir belediye personeli neden özel şirket muhasebesini yürütür?

Bir şirket muhasebecisi belediye bordrosunda neden görünür?

Şirket çeklerini kim hangi sıfatla imzalar?

El yazısıyla yazıldığı belirtilen “şirketteki alacağı belediyede mesai yazılarak ödenecek” notu doğruysa bunun izahı nedir?

Bu sorular yalnızca Uşak’ın değil, Türkiye’deki bütün belediyelerin sorunudur.

Çünkü mesele isimlerden büyüktür.

Mesele sistemdir.

Vergisini eksiksiz ödeyen milyonlarca insanın devlete duyduğu güven, işte bu dosyalarda korunur ya da zedelenir.

Gazetecilik de tam burada susamaz.

Çünkü kamu adına hesap sormayan basın, kamu adına konuşamaz.

Ve unutulmamalıdır:

Devletin kasası kimsenin şahsi şirket kasası değildir.

Belediye bordrosu da özel işletmelerin personel servisi değildir.

Milletin cebinden çıkan her kuruşun hesabı sorulacaktır.

Sorulmalıdır.

Çünkü hesap sorulmayan yerde sadece para değil, adalet de kaybolur.