Konvansiyonel risklerden kontrollü bir krize evrilen İdlib sorununu Türkiye’nin diplomatik kontrol ile çözebilmiş olması, küresel jeopolitik sistem ve bölge coğrafyası üzerinde iki yönlü hibrit etkiler oluşturmaktadır. Birincisi devam etmekte olan Kandil Operasyonu ile birlikte değerlendirildiğinde Suriye’nin kuzeyinde çöreklenmiş PYD/PKK üzerindeki çözücü etki, ikincisi ise KKTC ile beraber düşünüldüğünde özellikle Doğu Akdeniz’deki enerji eko politiği üzerinde ağırlığını her geçen gün daha da fazla hissettiren dominant Türkiye etkisi.

Öncelikle Suriye ve Irak’ta statükonun muhafazası ve istikrarın sağlanması yönünde politikalar izleyen Türkiye’nin ortaya koyduğu çözüm projeleri, sahada somut karşılıklarının oluşması ve bundan sonraki süreci belirleyen bölge politikaların oluşturulmasında Türkiye’yi daha önemli bir hale getirdi. Bu noktaya gelinmesinde İdlib sorununun sıcak bir çatışmaya/savaşa dönüşmeden diplomatik faaliyetlerle çözülmüş olması çok önemli bir aşamadır. Türkiye’nin huzur ve istikrarın sağlanmasındaki insani referansları gözeterek ortaya koyduğu tezler bellidir. Önemli olan Rusya ve ABD’nin Türkiye’nin ortaya koyduğu çözüm modelini ne kadar benimseyecekleri ve/veya Türkiye’nin çözüm modelini kabul etmeye ne kadar yaklaştırılabilecekleriydi. 22 Eylül 2018 tarihinde Rusya Dışişleri bakanı Lavrov’un “Asıl tehlike Fırat’ın doğusundadır” beyanı Rusya’nın bölge gerçeklerine yönelik paradigma (bakış açısı) değişikliğini göstermesi bakımından son derece önemli bir ifadededir. Belki de daha önemlisi Rusya’nın PYD/PKK ile daha fazla iş tutan, daha yakın iş birliği isteyen yaklaşımından nasıl dönmüş olduğudur. Kısaca söyleyecek olursak ABD’nin elinde kullanabileceği tek aparat olan PYD/PKK’nın bundan sonrada ABD’nin kontrolünde bir vesayet artığı olmaya devam edeceğini görmüş olması bakış açısını değiştirmede önemli bir etken oldu. Artık Türkiye’nin Fırat’ın doğusu için Rusya ile büyük ölçüde ortak bir anlayışa ulaşmış olduğunu söylemek mümkün. Dün Sayın Cumhurbaşkanı’nın Washington’da Fırat’ın doğusunda da güvenli bölgeler oluşturulacağını açıklaması diğer adı PYD olan Suriye PKK’sı için bir anlamda sonun başlangıcı demektir. Zira politik, psikolojik ve sosyolojik yalnızlığa her geçen gün daha fazla sürüklenen ABD ile PYD/PKK arasındaki mesafe de her geçen gün daha da artmakta, PYD/PKK gelecekte ne olacağını daha fazla sorgulamaktadır.

Bundan sonraki süreçte Afrin, El-Bab, İdlib gibi Fırat’ın doğusunda da girmeler yapılarak güvenli bölgeler oluşturulması artık son derece olası görülüyor. ABD Türkiye’yi Mümbiç’te oyalamaya çalışadursun, Türkiye bölgede yeni inisiyatifler almaya hazırlanıyor. Daha önce de ifade etmiştim, Suriye’nin kuzeyinde yüzlerce Mümbiç var. Son olarak ifade edilmesi gereken önemli bir husus da basına yansıtıldığının aksine PYD/PKK’nın Suriye’nin kuzeyinin tamamına hâkim olamadığıdır. Söz konusu terör örgütünün Suriye’deki varlığı büyük yerleşim yerleri ve kritik ulaşım kavşakları gibi yerlerden ibarettir. Sayıları da abartıldığı gibi 50 bin-60 bin ve gibi rakamlara ulaşabilmiş değildir. Zaten bu seri katil sürülerinden kurumsal bir askeri yapı çıkarabilmek de mümkün değildir. Bunu ABD’de artık anlamaya başladı diye düşünüyorum. 2 gün önce ABD’li bir askeri yetkilinin PYD’nin Membiç’in bir parçası olmayacağını açıklaması bu görüşü biraz destekler mahiyette, bakıp göreceğiz. Esed ise etkisiz ve yetkisiz eleman olarak günü kurtarmanın peşinde. Kalan sayılı günlerini düşünecek olursak gün kurtarmadan başka yapabilecek bir şeyi olmadığı da görülebilir.

Sonuç olarak Türkiye’nin bölgedeki sosyolojik meşruiyeti, ÖSO ve kendi askeri kapasitesini de düşündüğümüzde Fırat’ın doğusuna yönelik önemli hazırlıkların olduğu bir dönem içerisindeyiz. Bundan sonrası için Astana ekseninde gerekli politik hazırlıklar ve alt yapı oluşturulmuş durumda. 25 Nisan 2017 tarihinde ansızın icra edilen Karaçok ve Sincar operasyonlarına kara unsurları ile birlikte yine ansızın devam edilecek gibi görünüyor. Türkiye’ye kulak versinler, “İnlerine Giriyoruz”.