Kadir İnanır'ın anma töreninde polemik, cenazesinde ise telefonlar ve izdiham konuşuldu...

Dünkü yazımda Kadir Abi'yi yazmıştım.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 09.11.15

Dediğim gibi Türkiye gerçekten yas tutuyordu.

Namaz öncesi düzenlenen anma törenine ve cenazeye binlerce insan katılmıştı. Yakınları, ailesi, sanat dünyasından isimler, siyasetçiler ve sevenleri oradaydı.

77 yaşında hayatını kaybeden, Yeşilçam'ın son "yakışıklısı" olarak hafızalara kazınan usta sanatçı için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tören düzenlendi. Ardından Barbaros Hayreddin Paşa Camii'nde kılınan cenaze namazının ardından Ulus Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Rabbim mekânını cennet etsin.

İyi adamdı derim.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 09.11.16

Fakat benim dikkatimi çeken şey, Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ndeki anma törenine düşen gölge oldu.

Peki ne yaşanmıştı?

Whatsapp Image 2026 06 29 At 09.11.16 (1)

Törende Kadir İnanır'ın hayatını anlatan bir sinevizyon gösterimi hazırlanmıştı. Gayet yerinde bir karar olarak görüyorum.

Ancak anma sırasında, 12 Eylül 1980 darbesine ilişkin görüntüler ekrana yansıtılınca salonda yuhalama sesleri yükselmeye başladı.

Kenan Evren'in TRT ekranlarından darbe bildirisini okuduğu görüntüler yayınlanırken salondaki tepki giderek büyüdü.

Hemen ardından Kadir İnanır'ın bu konudaki düşüncelerini anlattığı görüntüler ekrana geldi. İnanır'ın Kenan Evren hakkında yıllar önce yaptığı sert açıklamalar da videoda yer alıyordu.

Salonda bulunanlar Kenan Evren'in adını duydukça yuhalamaya devam etti.

O sırada salondan bir kişi;

"Yapmayın, burası cenaze. Eski Genelkurmay Başkanını yuhalayamazsınız."

diye bağırdı.

Whatsapp Image 2026 06 29 At 09.11.16 (2)

Ancak o kişi de salondakilerin tepkisiyle karşılaştı ve kısa süre sonra dışarı çıkarıldı.

Peki Kadir İnanır o görüntülerde ne diyordu?

"Ben Kenan Evren ile asla görüşmedim."

Ardından şu sözleri kullanıyordu:

"Katliamdan başka bir şey değildir. Bu katliamın başındaki adam da benim için lanetli bir heriftir. 17 yaşındaki bir çocuğu yaşını büyütüp asan şerefsize ben saygı mı duyacağım yani? Herkes görüştü Kenan Evren ile, ben asla görüşmedim. Görüşmedim diyenin alnını karışlarım. Cahil bir herif Genelkurmay Başkanı olmuş. Eceliyle ölse ne olacak, ölmese ne olacak, yaşasa ne olacak... Önemli olan bundan örnek alıp bir daha böyle acıların yaşanmamasını sağlayabilmek."

Salon bir anda cenazeyi unutup siyasi bir atmosferin içine girmişti.

Neyse ki konu fazla uzatılmadı.

Aslında bir bakıma Kadir İnanır'ın kendi sözlerinin, naaşının yanındaki perdeden yeniden yankılanması bile başlı başına bir polemik olmuştu.

Ben kendi adıma söylediklerinde haklılık payı olduğunu düşünüyorum.

Kenan Evren darbesi Türkiye'nin yakın tarihindeki en büyük kırılmalardan biridir.

Yanlış yargılamalar, ölümler, acılar ve toplumsal travmalar...

O dönemi yaşayan kime sorsanız anlatacak çok şeyi vardır.

Peki Kadir İnanır'ın konuşmasında bahsettiği Erdal Eren kimdi?

Araştırdım.

Erdal Eren, Devrimci Gençlik Derneği üyesi ve Ankara Yapı Meslek Lisesi öğrencisiydi.

12 Eylül döneminin en çok tartışılan davalarından birinin merkezinde yer aldı.

Bir inzibat erinin ölümüyle ilgili davada yargılandı ve idam cezasına çarptırıldı. Dava süreci, yaşı ve yargılamanın işleyişi yıllarca kamuoyunda tartışılmaya devam etti.

Kamuoyunun hafızasına kazınan en önemli detaylardan biri ise dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren'in hafızalara kazınan;

"Asmayalım da besleyelim mi?"

sözü olmuştu.

İdam kararının ardından Erdal Eren'in yaşının mahkeme kararıyla büyütüldüğü ve infazın bu karar sonrasında gerçekleştirildiği yönündeki tartışmalar yıllarca gündemde kaldı.

17 yaşındaki bir gencin darağacına gönderilmesi, aradan geçen onca yıla rağmen toplumun hafızasında derin bir yara olarak kaldı.

Bugün bile Erdal Eren denildiğinde sadece bir dava değil, aynı zamanda bir dönemin adalet anlayışı, siyasi atmosferi ve vicdan muhasebesi de yeniden tartışılmaya başlanıyor.

Açıkçası o dönemin mahkemeleri nasıldı, yargılamalar ne kadar doğruydu ya da yanlıştı, bunu kesin olarak söyleyemem.

Bir insanın hayatına son vermek elbette kabul edilemez.

Ama 17 yaşındaki bir gencin idam edilmesi de toplum vicdanında derin izler bırakmıştır.

Bu nedenle Kadir İnanır'ın sözlerinin neden bu kadar yankı bulduğunu anlamak zor değil.

Videoda bu konuşmanın yer alması doğru muydu, yanlış mıydı?

Buna karar verecek olan elbette ailesi ve yakınlarıdır.

Ama bildiğim bir şey var...

Bu konu hâlâ birçok insanın içinde kapanmamış bir yara olarak duruyor.

Anma töreninde dikkatimi çeken bir diğer isim ise hayat arkadaşı Jülide Kural oldu.

Yaşamının her anında yanında olduğu gibi hastalığında da, cenazesinde de onun başucundaydı.

Konuşmasını yaparken sesi titriyordu.

Gözyaşlarını tutmakta zorlanıyordu.

Kahrolmuştu...

Bence takdiri hak eden çok değerli bir eşti.

Hayat arkadaşı Jülide Kural konuşmasında şu sözleri kullandı:

"En büyük vasiyeti, büyük barışı mutlaka biz halklar kuracağız sözüdür."

Ve ardından;

"Bir gün mutlaka sevgilim..."

diyerek veda etti.

Salonda bulunan birçok kişi gibi ben de o anlarda duygulandım.

Ayrıca Kadir İnanır için hazırlanan videoda, Adana Altın Koza Film Festivali'nde yaptığı konuşma da yer alıyordu.

İnanır o konuşmasında şöyle diyordu:

"2013'ten beri benim ağzımdan barıştan başka hiçbir şey çıkmadı. Ellerimizi birleştireceğiz, kalplerimizi kucaklaştıracağız ve büyük barışı mutlaka sağlayacağız."

Ardından da;

"Yaşasın tam bağımsız Türkiye."

sözleriyle konuşmasını tamamlıyordu.

Demek ki Jülide Hanım'ın bahsettiği vasiyet de buydu.

Tören sona erdi.

Cenaze için camiye geçildi.

Binlerce insan oradaydı.

Ama ne yazık ki yine bildiğimiz manzaralar sahnedeydi.

Telefonlar...

Selfiler...

Video çekme telaşı...

Ünlülerle fotoğraf çektirme yarışı...

Cenaze yakınları artık "Lütfen" demekten yoruldu.

Hoca cenaze namazını kıldıracak, kıldıramıyor.

Saflar oluşmuyor.

Görevliler düzen sağlamaya çalışıyor.

Televizyon ve haber ajansı kameralarını anlıyorum.

Onlar görevlerini yapıyor.

Ama YouTube için, TikTok için, sosyal medya için çekim yapanlara Allah aşkına biraz insaf diyorum.

Kim kimdir belli değil.

Herkesin elinde telefon.

Ünlülerle fotoğraf çektirmek isteyenler artık çevredekileri de bunaltmış durumda.

Cenaze kaldırılacak, insanlar son görevlerini yerine getirecek ama telefonlar yüzünden adım atacak yer kalmıyor.

En çok da Türkan Şoray'ın camiye gelişinde yaşanan izdiham dikkatimi çekti.

Ezilme tehlikesi geçirdi.

Biraz saygı...

Biraz anlayış...

Biraz vicdan...

Bırakın insanlar son görevlerini yerine getirsin.

Bırakın ailesi ve yakınları vedalarını huzur içinde yapsın.

Bir şeyi de açık açık söylemek gerekiyor...

Cenazeler artık son görevimizi yerine getirdiğimiz, dua ettiğimiz, helallik aldığımız yerler olmaktan çıkıp adeta sosyal medya stüdyolarına dönüşmeye başladı.

Eskiden insanlar cenazeye dua etmek için giderdi.

Bugün ise bazıları fotoğraf çekmek, video paylaşmak, canlı yayın yapmak ve ünlülerle kare yakalamak için gidiyor.

Acının ortasında bile telefonunu indirmeyenleri görünce insan ister istemez üzülüyor.

Oysa cenazeler gösteri yeri değildir.

Orası bir hayatın son perdesidir.

Orası geride kalanların en ağır imtihanıdır.

Orası sessizliğin, saygının ve duanın yeridir.

Kadir İnanır gibi milyonların gönlünde yer etmiş bir sanatçıyı uğurlarken bile bunu başaramıyorsak, dönüp kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bize ne oldu?

Ne zaman acıya saygı göstermeyi bıraktık?

Ne zaman vedaları telefon ekranlarının arkasından yaşamaya başladık?

Ne zaman bir cenazeyi, bir insanın son yolculuğunu sosyal medya paylaşımına dönüştürdük?

İşte asıl üzerinde düşünmemiz gereken mesele budur.

Ben yazmaktan yoruldum.

Onlar bunu yapmaktan yorulmadı.

Her neyse...

Kadir Abi iyisiyle kötüsüyle son yolculuğuna uğurlandı.

Başta ailesi olmak üzere tüm sevenlerine bir kez daha başsağlığı diliyorum.

Rabbim mekânını cennet eylesin.

Hoşça kal Kadir Abi...

Seni unutmayacağız...