​Bir önceki yazımızda, Amerikan sağının ve o meşhur Evanjelik kitlenin, İsrail’i nasıl bir “kıyamet figüranı” olarak kendi ajandalarına alet ettiğini, küresel sermayenin de bu dinsel dogmayı nasıl bir koçbaşı gibi kullandığını anlatmıştık. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Amerikan siyasetini sadece sağdan ibaret görenler, solun, yani Demokratların o amansız “İsrail hamiliğini” açıklamakta zorlanırlar.
​Zira sahnede birbirinin gözünü oymaya hazır görünen Cumhuriyetçiler ve Demokratlar, söz konusu İsrail olduğunda aniden hidayete ermiş gibi aynı çizgide, aynı tonda buluşuverirler. Peki, arkalarında o fanatik Evanjelik taban olmayan, kendilerini “liberal, seküler ve insan hakları savunucusu” olarak tanımlayan Demokratlar, nasıl oluyor da en az sağcılar kadar İsrail’e siper oluyorlar?
​Cevap basit: Cumhuriyetçiler işi “tanrısal kehanetler” üzerinden yürütürken, Demokratlar tamamen “Realpolitik” yani acımasız güç ve finans dünyasının kurallarına göre oynuyor.
​İlk olarak, ortada tıkır tıkır işleyen bir finansal terör var. Demokrat Parti, Amerikan iç siyasetindeki devasa seçim kampanyalarını yürütebilmek için milyarlarca dolarlık fonlara ihtiyaç duyar. Amerika’nın en güçlü lobisi olan AIPAC, bu fon musluklarının başında oturur. Demokrat cenahından bir siyasetçi, İsrail’in Filistin’de işlediği suçlara karşı sesini yükseltmeye mi kalktı? AIPAC’in devasa finans mekanizması anında devreye girer, o siyasetçinin karşısındaki rakibe milyonlarca dolar akıtır ve o asiyi daha yolun başındayken siyaseten hadım eder. Demokrat liderler için İsrail’i savunmak, Washington’da hayatta kalmanın ilk kuralıdır.
​İkinci olarak, Demokrat elitlerin dünyasında dine yer yoktur; onların tek bir kutsalı vardır, o da Amerikan İmparatorluğu’nun küresel hegemonyasıdır. Mevcut ABD Başkanı Joe Biden’ın yıllar önce kurduğu ve her fırsatta tekrarladığı o meşhur cümle, bu kirli zihniyetin en çıplak itirafıdır: “Eğer bir İsrail olmasaydı, Amerika kendi çıkarlarını korumak için bölgede bir İsrail icat etmek zorunda kalırdı.”
​Demokratlar için İsrail; Ortadoğu’nun kalbine çakılmış, petrol yollarını denetleyen, Arap dünyasını ve İran’ı baskı altında tutan nükleer silahlı bir “Amerikan ileri karakoludur.” Bu karakolun düşmesi, Amerikan imparatorluğunun Ortadoğu’dan tasfiye edilmesi demektir ki, hiçbir Demokrat lider buna izin veremez.
​Üstelik bu evlilik, Demokratların seçmen tabanıyla da organik bir bağ taşır. Amerika’daki Yahudi nüfusunun yaklaşık yüzde 70’i, sosyal konulardaki liberal görüşleri nedeniyle geleneksel olarak Demokrat Parti’ye oy verir. Demokratlar, Hollywood’dan akademiye, medyadan finansa kadar uzanan bu güçlü ve zengin entelektüel ağı küstürmeyi asla göze alamazlar.
​Netice itibarıyla; Amerikan sağının arkasında ne kadar taşralı ve dogmatik bir kıyamet çılgınlığı varsa, Amerikan solunun arkasında da o kadar şehirli, seküler ve kapitalist bir hegemonya planı vardır.
​Sağcılar “İsrail’i korumak Tanrı’nın emridir” diye bağırırken, solcular “İsrail’i korumak Amerika’nın çıkarınadır” diye fısıldar. Son tahlilde Washington’da sağ ya da sol, Cumhuriyetçi ya da Demokrat yoktur; sadece ve sadece maskeleri farklı, ama efendileri aynı olan küresel bir tiyatro vardır.