Zaman zaman bazı kişiler çıkıp büyük bir keşif yapmış gibi, "İslam eskimiştir", "Dine artık gerek kalmamıştır", "Cennet, cehennem, melek, zebani gibi kavramlara kim inanır?" diyebiliyor. Bu sözler ilk bakışta cesur bir fikir beyanı gibi sunulsa da, biraz yakından bakıldığında çoğu zaman derin bir felsefi sorgulamadan değil, kültürel yabancılaşmadan beslendiği görülüyor.

Aslında burada tartışılan mesele sadece din değildir. Daha derinde bir kimlik meselesi vardır. Kendi toplumunun inanç dünyasına, tarihine ve kültürel hafızasına tepeden bakan bazı insanlar, bunu bir düşünsel üstünlük göstergesi olarak sunmaya çalışırlar. Oysa bir inancı eleştirmek başka, milyonlarca insanın kutsal kabul ettiği değerlere alaycı bir dille saldırmak bambaşka bir şeydir.

İlginç olan şudur: İnsanlık tarihi boyunca bilimin gelişmesi dinleri ortadan kaldırmamıştır. Sanayi Devrimi de dini bitirmedi, uzay çağı da bitirmedi, yapay zekâ da bitirmedi. Bugün dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile milyarlarca insan bir dine inanıyor. Çünkü dinin cevap vermeye çalıştığı sorularla bilimin cevap vermeye çalıştığı sorular aynı değildir.

Bilim "nasıl" sorusuna cevap arar. Din ise "niçin" sorusuna.

Bilim bize evrenin nasıl oluştuğuna dair modeller sunabilir. Ancak insanın neden adalet aradığına, neden vicdan sahibi olduğuna, ölüm karşısında neden anlam aradığına tek başına cevap veremez. İnsan sadece etten, kemikten ve kimyasal reaksiyonlardan ibaret değildir. İnsan aynı zamanda anlam arayan bir varlıktır.

Kaldı ki bugün "artık kim inanır?" diye küçümsenen birçok metafizik konu, tarihin her döneminde benzer şekilde tartışılmıştır. İnanç, laboratuvarda ispatlanan bir fizik deneyi değildir. İnanan da inanmayan da nihayetinde kendi dünya görüşü doğrultusunda bir tercih yapar.

Bir insan İslam'a inanmayabilir. Bu onun en doğal hakkıdır. Ancak farklı bir şey daha vardır: Kendi toplumunun inançlarını küçümsemek, onları geri kalmışlığın sembolü gibi göstermek ve bunu bir üstünlük işareti olarak sunmak.

Gerçek özgüven, insanların neye inandığını aşağılamakta değil; farklı inançlarla bir arada yaşayabilmekte ortaya çıkar.

Tarih boyunca birçok ideoloji dinlerin sonunun geldiğini ilan etti. Fakat ideolojilerin çoğu tarihin tozlu sayfalarına karışırken dinler varlığını sürdürdü. Çünkü insanın anlam arayışı, teknolojiyle veya ekonomik gelişmeyle ortadan kalkmıyor.

Bu nedenle mesele cennetin veya cehennemin varlığına inanıp inanmamak değildir. Asıl mesele, insanın kendi medeniyetine, kendi kültürüne ve kendi toplumunun değerlerine hangi gözle baktığıdır.

Fikrî eleştiri başka şeydir; köklerinden utanmak başka şey.