Hayat yolculuğunu bir teraziye benzetecek olursak, bu terazinin bir kefesinde sabır varsa, diğer kefesinde mutlaka şükür vardır.

Eğer sabır, ruhun o çetin ve karanlık olgunlaşma mevsimiyse; şükür, o mevsimin sonunda dalları dolduran, gönlü ferahlatan en tatlı meyvedir.

Şükür; sadece dile yerleşmiş bir "teşekkür" ifadesi değil, varlığın özüne nüfuz eden, sahip olunan her zerrenin kıymetini bilmekle başlayan muazzam bir bereket anahtarıdır.

Bir insanın kalbinde o şükür duygusunun uyanması, nimeti Veren’i hatırlayabilmesi aslında nimetin kendisinden daha büyüktür.

Yani; şükredebilmek aslında en büyük şükür vesilesidir.

Modern insan, ne yazık ki sürekli “daha fazlasına” odaklanan, hep eksik olana bakan bir doyumsuzluk sarmalına hapsedilmiş durumda.

Elimizdeki binlerce nimeti görmezden gelip, sadece ulaşamadığımız o tek bir şeye kilitlendiğimizde, ruhumuzu bir “yokluk” bilinci kaplıyor.

İşte şükür, bu karanlık bakış açısını dağıtan ilahi bir lütuftur.

Gözü, olmayandan olana; kalbi, şikayetten memnuniyete çeviren bir gönül inkılabıdır.

Şükür, insanın elindekini azımsamayı bırakıp, o nimetin arkasındaki asıl “Veren”i görmeye başladığı o muhteşem farkındalıktır.

Bir bardak suyun serinliğinde, alınan her bir nefesin hayatiyetinde, sevdiklerimizin varlığında gizli olan o muazzam zenginliği fark etmek; şükrün ilk basamağıdır.

Hakiki şükür, sadece dille “elhamdulillah” demekten çok daha derin bir eylemdir.

Şükür aslıdna, nimetin cinsinden bir karşılık vermektir.

Aklın şükrü tefekkür, bedenin şükrü ibadet, malın şükrü paylaşmak, kalbin şükrü ise teslimiyettir.

Nimetin kıymetini bilip onu yerli yerinde kullanmak, şükrün en somut ve aktif halidir.

Rabbimizin bize bu konuda şunu müjdeliyor: “Eğer şükrederseniz, size olan nimetimi mutlaka artırırım.”

Bu artış sadece maddi bir bolluk değil, kalbe inen o tarif edilemez genişlik ve huzurdur aynı zamanda.

Aslında dünyanın en zengin insanı, en çok şeye sahip olan değil, sahip olduklarına en derin şükrü duyabilen kişidir.

Şükürsüz bir ruh, altın saraylarda bile zindandadır; şükür dolu bir kalp ise küçücük bir kulübeyi cennet bahçesine çevirebilir.

Şükür, varlığın bereketini açan o gizli anahtardır; çünkü o anahtarı çevirdiğinizde, kainattaki her şeyin bize birer lütuf olarak sunulduğunu fark ederiz.

Şükür; hayatın provası değil, asıl amacıdır.

Niyetle yola çıkan, edeple kuşanan, vefayla yürüyen ve sabırla pişen ruhun ulaştığı o son durak, şükrün o engin denizidir.

Şükür, kalbin en büyük servetidir.

Rabbim bizleri; sahip olduklarını birer gurur vesilesi değil, birer şükür emaneti olarak gören, her anını nimet bilen ve şükrün bereketiyle huzura eren kullarından eylesin.