Hayatın baş döndürücü hızında, her şeyin "tüketilmek" üzerine kurulduğu bir çağda yaşıyoruz.
Eşyaları, mekanları, duyguları ve ne yazık ki insanları da hızla tüketip kenara atıyoruz.
Bu hız ve unutuş sarmalında kaybettiğimiz en naif ama en hayati değerlerin başında şüphesiz ki vefa geliyor.
Vefa, sadece eski bir dostu hatırlamak ya da bir semt adı olmaktan çok daha ötedir; o, ruhun sadakati ve insanlığın asıl hafızasıdır.
Bir insanın kalitesi, geçmişine, köklerine, verdiği sözlere ve üzerinde emeği olanlara duyduğu vefa ile ölçülür.
Vefa, aslında bir "hatırlama" meselesinden ziyade, bir "unutmama" disiplinidir.
Bizim medeniyet tasavvurumuzda vefa, "Bezm-i Elest"te verdiğimiz o ilk söze sadık kalmakla başlar.
Yaradan’a verilen sözden sapanın, yaratılana vefa göstermesi beklenemez.
Bu yönüyle vefa, insanın kendi varoluşuna duyduğu saygıdır.
Köklerini inkar eden bir ağaç nasıl kurumaya mahkumsa, vefayı hayatından çıkaran bir insan da ruhsal bir kuraklığa mahkumdur.
Modern dünyanın getirdiği o korkunç "vefasızlık" hastalığı, aslında insanın kendi anlam dünyasını kemiren, onu yalnızlaştıran ve mekanikleştiren bir boşluktur.
Gerçek vefa, sadece iyi günde yan yana olmak değil, zor zamanlarda uzatılan o eli, dökülen o teri ve paylaşılan bir lokma ekmeğin hatırını ömür boyu kalpte taşımaktır.
Bir harf öğreten muallime, yol gösteren bir büyüğe, düştüğünde kaldıran bir dosta duyulan minnet, vefanın en somut tezahürüdür.
Vefalı insan, üzerinden zaman geçse de iyiliğin kokusunu unutmayan, ahde vefayı onuru sayan kişidir.
"Ekmek-tuz hakkı" dediğimiz o kadim ölçü, bugün her zamankinden daha fazla muhtaç olduğumuz bir ruh disiplinidir.
Vefa yoksa, dostluklar sadece menfaat ortaklığına, ilişkiler ise geçici birer alışverişe dönüşür.
Vefa, sadece muhatabına bir lütuf değil, kişinin kendi vicdanına karşı olan borcudur.
İyiliği unutmak, aslında insanlığı unutmaktır.
Şan, şöhret, makam ve servet gelip geçicidir; ancak sergilenen bir vefa duruşu, nesiller boyu anlatılacak bir asalet nişanesidir.
Toplumsal yozlaşmanın en büyük ilacı, birbirimizin hukukuna, geçmişin hatırına ve emeğin/ekmeğin kutsallığına vefa ile sahip çıkmaktır.
Bu dünyada ne bırakırsak bırakalım, en güzeli bir "vefalı insan" olarak anılmaktır.
Sözünde duran, geçmişini unutmayan ve gönlünde vefayı soldurmayanlar olmak;
Vefayı sadece bir kelime olarak dilinde taşıyanlardan değil, bir ahlak olarak ömrüne nakşedenlerden olmak temennisiyle.