Hayat bütünüyle alışverişten ibarettir. Alışverişlerimizi özelde ticaretimizi düzeltirsek hayatı güzelleştiririz. Bu durum, zübde-i kâinat olan insanın için geçerli olduğu gibi bütün kâinat için de geçerlidir. Vücudumuzun organları arasındaki alış verişlerde tedarik zincirleri koparsa sistem arıza verecektir. Organlar arasındaki ilişki tamamen kopması durumunda dünya emaneti sona ermiş olur. Dünyada ve kâinatta da sistem, insan gibi kendisini oluşturan ana unsurların alış verişi ve birbiriyle ilişkisi üzerine kuruludur. Hava, su ve toprak arasındaki ilişki bozulduğunda seller, fırtınalar, kuraklık, açlık ve yoksulluk dünyayı yaşanamaz hale getirecektir.

Dünyanın tabii gidişatına müdahale yetkisi insana verilmiştir. İnsan dışında hiçbir canlı haddini aşarak dünyanın dengesini değiştirecek, bozacak bir yeteneğe sahip değildir. O yüzden insan imtihanın bir parçası olarak kendisine lütfedilen bütün nimetlerin dengesini gözetmek zorundadır. Yaratanın hakkını ve hukukunu gözetirken yaratılmışların da hakkını hukukunu korumak zorundadır.

İnsan üretirken, tüketirken, alırken satarken hak hukuk ve adalet çerçevesinde hareket etmelidir. Üretirken havanın, suyun, toprağın hukuku korunurken insanın hakkı ve hukuku korunursa uzun yıllar bereket ve huzur garanti edilir. Aynı şey tüketenler için de geçerlidir. Gereğinden fazla tüketmek, israf etmek hem insanın dengesini hem de tabiatın dengesini bozar. Ne yediğimize, ne kadar ve nasıl yememiz gerektiğine dikkat edersek bereketli ve sağlıklı bir ömür yaşarız. Yani nimetlerle kısacası hayatla alış verişimizi düzgün yaparsak daha mutlu ve huzurlu bir dünyanın teminatı oluruz.

Küçük ve dar dünyamızda bunları düşünürken büyük alışveriş denen ticarete bunu nasıl uygulayacağız? Kendi kültür ve medeniyetimiz çerçevesinde “kanaat” ve “ihtiyaç” iktisadını yüzyıllarca uygulamış bir millet olarak kapitalizmin seri üretim, hızlı tüketim gerçeği karşısında büyük bir bocalama yaşadığımız gerçeğini unutmayalım. Kendine yeten köyler, kasaba ve şehir pazarlarından dünya pazarına çıkılan bir çağda yeni bir gerçekle karşı karşıyayız. Dünyanın küresel pazar olduğu bir çağda kendi küçük dünyamızda yaşama şansımız kalmamıştır.

Ağır sanayi üretiminin getirdiği makineleşme yerini daha hafif teknolojilerin yer aldığı dijital çağa evrilirken klasik kapitalizm de yerini dijital kapitalizme bıraktı. Artık yerel ve bölgesel pazarların yerini küresel pazarlar aldı. Peki, bu küresel ticaret kimlerin eliyle şekilleniyor? Tarım toplumunda var olan denge, sanayi toplumunda büyük insani krizlere yol açtı. Makine gücünü elinde bulunduranlar dünyayı sömürmeye başladılar. Hiç kimsenin hak ve hukukunu gözetmediler. Servet ve zenginlik uğruna tabiatı tahrip ettiler, insanları köleleştirdiler. Bugünkü küresel ekonomik düzenin temelinde karnı tok ama gözü aç Batı insanın marifeti vardır.

21. yüzyılda dijitalleşmenin getirdiği imkânlar nedeniyle, ulaşım ve iletişim imkânlarının da artması sonucu dünya küresel bir köyden daha küçük bir pazara döndü. Yeni teknolojilerle eski güçlerini korumaya çalışan kapitalist-emperyalistler oldukça zorlanmaya başladılar. Giderek önemi artan enerji kaynaklarına doğrudan sahip olmak için her türlü zorbalığa başvuruyorlar. Ama güvendikleri teknoloji onlara ihanet etmeye başladı. Bilginin daha geniş kitlelere daha hızlı ulaşması teknoloji üretiminde eşitlenmeyi sağlamaya başladı. Ağır sanayi üretimi dev makineleri daha ucuz küçük mini aletler yok edebiliyor.

Artık iktisatta, ticarette yerel çözümler işe yaramayacaktır. Mademki dünya tek pazara döndü, bu pazardan herkesin eşit hak alma zamanı geldi. Daha adaletli bir ticaret için, daha adaletli bir dünya için insanların daha fazla çaba harcaması gerekiyor. İyilerin ve doğruların birbirini destekleyerek çoğalmasına ihtiyaç var. Aslında adaletli bir siyasi ve iktisadi düzen kurmak kaotik dengesiz bir düzen kurmaktan daha kolay olacaktır.