Neydi dün ile bugün arasındaki fark?

Onlar, yani atalarımız bağımsız bir Cumhuriyet’in sevdası uğruna ölüme gittiler. Batılı ise kendilerine vaat edilen toprakları alma uğruna Ortadoğu’da sağanak halinde kanlar akıtıyor!..

Ya biz!

Çanakkale savaşında savaşıp bir kolu ile ayağını kaybeden Fransız General Bridges, yurduna döndükten sonra anlattığı bir savaş anısında şunları söylemişti:

“Fransızlar, Türkler gibi mert bir milletle savaştıkları için iftihar edebilir. Hiç unutmam. Savaş alanında dövüş bitti, yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi. Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutamayacağım.

Yerde bir Fransız askeri yatıyordu, bir Türk askeri de kendi gömleğini yırtarak Fransız askerin yaralarını sarıp kanlarını temizliyordu. Kendisine tercüman aracılığıyla şu soruyu sordum:

‘Niçin öldürmek istediğin askere yardım ediyorsun?’

Bitkin haldeki Türk askeri şu yanıtı verdi bana;

‘Bu Fransız yaralanınca cebinden Yaşlı bir kadın resmi çıkardı, bir şeyler söyledi, anlamadım ama her halde annesi olacaktı. Benim ise kimsem yok, istedim ki o kurtulup anasının yanına gitsin…’

Bu cevap beni oldukça duygulandırmış ve ağlatmıştı. Bu arada emir subayım Türk askerinin yakasını açtı. O anda gördüğüm manzaradan yanaklarımdan sızan yaşların donduğunu hissettim. Çünkü Türk askerinin göğsünde bizim askerinkinden çok daha ağır bir süngü yarası vardı ve yaranın üzerine bir tutam ot basmıştı.

Çok geçmeden ikisi de ölmüştü.

Evet, onların ölümüne inandıkları bir bağımsızlık ve hür yaşama inançları vardı.

Ve onların İNANÇLARI vardı.

Ve inançtan aldıkları manevi güç vardı.

Ve onların insan olmanın da üzerinde yürekleri vardı, onurları ve gururları vardı. Onlar biliyordu ne istediğini, kimsenin boyunduruğu altında olmadan yaşayabilmesiydi çocuklarının. Buydu inanıp sebat ettikleri şey. Açlıklarını bu inançla tok tutuyorlardı.

*

Ve bugün… Ya biz?

Binlerce avuç, büyük atalarımızın devamı bizler. Kendi dinimizle yabancılaşma yaşayan, birbirimizi düşmanca katleden!

Unutmayalım ki onların siyaseti bu topraklarda bizlerin birlik ve bütünlük içerisinde yaşayabilmesiydi. Sağlamdı ya sebat ve inançları; kıramıyordu Batı’nın en zeki, en kurnaz hamleleri bile ölümüne inanmışlığı.

İyi de şu anki biz kimlerdik?

İnançlarıyla yabancılaşmış, bizi biz yapan değerlerimizden uzaklaşmış, bırakın düşmana insanca yaklaşmayı, birbirimize en düşmanca yaklaşan olmuştuk.

Dünyanın en demokratik ve en özgür sistemi olan Cumhuriyet’i armağan edendi onlar. Biz ise var olan demokrasiyi ve özgürlüğümüzü kendi topraklarımızda bulamayacak kadar kör, Batılı’nın bizi kandırıp ele geçirmek için önümüze koyduğu demokrasi ve özgürlük masalına inanacak kadar acınacak olanlardık…

Tüm kaybedişlerimize rağmen hala ayakta kalışımızın ve yıkılmayışımızın kerameti tabii ki binlerce yıl öncesinde saklıydı. Mayamız sağlamdı, buydu işin sırrı. İrkilip gelemezsek kendimize, o maya da Batılı’nın hırsına yenik düşüp yok olacaktı.

Bilir misiniz bozkır kurtlarını?

Onlar sorumluluk sahibi ve son derece sosyal yaşarlar. Aileleri her şeyden daha önemlidir. Zeki, insan canlısıdırlar. Sürüler halinde beş ya da yirmi kurt birlikte yaşarlar, aralarından bir tanesi şeftir. Kendi egemenliğini belirtmek için şef olanın kuyruğu diğerinden daha fazla yukarıdadır. Çok hassas olan burnuyla taze bir iz bulduğunda sürüsüne uluyarak haber verir. Bu uluma sesi kilometrelerce öteden bile duyulabilir. Sesi duyan sürü mümkün olduğunca hızlı, sesin geldiği yere ulaşmaya çalışır ve böylece av başlamış olur.

Bu yirmi civarındaki kurt sürüsü şef kurdun idaresinde hiyerarşik bir dengeyle paylarına düşen görevi güdüleri ve sezileri ile yerine getirir. Baktığınızda hepsinin rengi gri olmasına rağmen, hepsinin görev ve sorumluluğu farlıdır.

Düşman devletlinin çözemediği de tam burası.

Dışarıdan baktığında gördüğü kurtların hepsi aynı renk, hangisinin ne yaptığını asla göremiyor. Görebilmesi için tek bir seçenek var, oda gri kurt olması, oda mümkün olmadığı için içeriden hain ve hainlikler üreterek yenmeye uğraşıyor.

İşte biz Türkler ve Asya insanları, tıpkı bozkır kurtları gibidirler. Bakıldığında hepimiz tek renk ve bir amaç uğruna bu hiyerarşiyi bilen doğru liderle bir amaç uğruna tek beden olabilen.

Buydu Çanakkale ve Kurtuluş savaşının sırrı.

Bugün Türk halkı doğru liderle, atalarımızın düşlerine emin adımlarla ilerlemektedir.

Var oluşumuz kendi irkilmişliğimizde ve kendi gerçeklerimizde saklı…

Önce tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti, gerisi teferruat…