Son günlerde yine CHP eliyle türban, köyde annelerimizin giydiği şalvar’a kadar “kendi uydurdukları çakma LAİKLİK” kullanılarak kaşımalar gündeme taşınmaya çalışılıyor.
(Bu pazarladıkları İsrail-ABD menşeli laikliğin, Atatürk’ün laiklik ilkesiyle uzaktan yakından bir alakası yoktur.)
İşte tam da bu üretilen oyunları doğru anlamak adına bu yazıyı okumalısınız.
Geçmişini doğru okuyup bugününü doğru kurgulayan bir Türkiye Devleti var artık.
Düşman eski oyunlarıyla devam edeceğini zannederken hayal kırıklığı yaşıyor. Çünkü kendini güncelleyen, yeni stratejiler üreten bir Türkiye var karşılarında.
Patır patır yakalanan MOSSAD ajanları…
Hayata geçemeden ifşa edilen kaos planları…
Siyasi piyonların hedefe ulaşamaması…
Almanya’daki Steadfast Dort-26 Tatbikatı’nda Türk Ordusunun sergilediği güç…
Yardım istenen, denge kurucu bir Türkiye…
Ortadoğu yeniden kurgulanmanın eşiğinde.
Emeli olan devletler aynı. Aktörler aynı.
Yeni olan tek şey TÜRKİYE.
Sayın Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin konumu ve duruşu yeni.
Artık Türkiyesiz karar almak neredeyse imkânsız.
Türkiye verilen rolü oynayan değil, oyun kuran.
“Düşman ve emeli olan devletlerde yeni bir şey yok aslında.”
ABD ve yancı devletler yıllar önce hazırladıkları planları aşama aşama uyguluyorlar. Şu an yaşanan da bu.
Batı, kendi toplumlarını fanatizmden korumaya çalışırken Avrasya’da fanatizmi körüklüyor. Çünkü bölünmüş, birbirine düşmüş toplumlar büyük resmi göremez.
Dün Irak’a girerken ikiz kuleleri bahane eden ABD, bugün İran’daki gelişmeleri kullanıyor. Çakma özgürlük ve demokrasiyi pazarlıyor. Buna fanatikçe inanırsanız geçmiş olsun.
Evet, FANATİZM dedim.
Fanatizm gerçeği görmeyi engeller. Devlet ve toplum gerçekleri yerine başkalarının dayattığı algılar öne çıkar. Sonuç: KAOS.
1975, Washington – Beyaz Saray.
Başkan Gerald Ford’a sunulan “Yeşil Kuşak Projesi”.
Sonradan Büyük Ortadoğu Projesi olarak anıldı.
İslam dünyasını; kökten dinciler, gelenekçiler, modernler (ılımlı İslam) ve laikler olarak sınıflandıran; hangisinin nasıl destekleneceğini belirleyen stratejik bir plan.
Amaç: İslam coğrafyasını denetim altında tutmak, Avrasya enerji ve ulaşım hatlarını kontrol etmek, rakip güçlerin yükselişini engellemek.
Başkan onayladı. Proje hayata geçti.
Evet, yıl 1975.
Bugün yaşananlar plansız değil.
2010’lara gelindiğinde proje etnik zafiyet ve terör örgütleri üzerinden yürütüldü. PKK ifadeleri de bunu ortaya koydu.
Son yıllarda yaşananlar yeni değil, kurgulanmıştı.
İnsanın atom bombası kendi ön yargısıdır.
Gerçeklerle ön yargısız yüzleşirsek yarınlar için daha güçlü oluruz.
Düzen, birbirinin açığını bulup deşifre etme üzerine kurulu.
Asıl konuşulması gerekenler unutturuluyor.
Unutalım ki düzeltmeyelim.
Unutalım ki yarınlarımızı başkaları kursun.
Unutalım ki sevgisizleşelim, merhametsizleşelim.
Toplumsal sorumluluk, yönetenlerin en öncelikli görevidir.
Parti için değil devlet için.
Devlet ve toplum güçlü, tam bağımsız ve tam demokrat olursa güçlü oluruz. Aksi halde cebiniz güçlü olur ama devletiniz olmaz.
İşlerine gelmeyen yöneticileri “diktatör” ilan etme alışkanlığı yeni değil.
En somut örneklerden biri Libya.
Kaddafi döneminde; su, elektrik, sağlık, eğitim ücretsizdi.
Petrol gelirinin büyük bölümü halka gidiyordu.
IMF ve Dünya Bankası’ndan kredi alınmamıştı.
Petrol şirketleri ulusallaştırılmıştı.
Ama medya ne yazdı?
“Diktatör devrildi.”
Peki, neye göre?
Bugün de benzer algı operasyonları yürütülüyor. Sayın Erdoğan’ı “diktatör” ilan ettirme çabaları aynı zincirin halkası.
O yüzden değerlerimizi kirli emellere kurban etmiyoruz.
Batı panik halinde.
Kendi toplumları sokaklarda. Gazze için protestolar, Avrupa’daki iç huzursuzluklar ortada.
Dikkat dağıtmak için yine Ortadoğu kaşınıyor.
Gazze, Ukrayna, Rusya, Venezuela…
Kan kaybeden Batı, her zamanki gibi faturayı başkalarına kesmeye çalışıyor.