Antalya’da açılan dosya bir belediye soruşturmasından ibaret değil; yıllardır “turizm cenneti” vitrinine gizlenmiş, ruhsatla, imarla, ihaleyle, nüfuzla büyütülmüş bir düzenin üzerine çekilmiş örtünün kaldırılmasıdır. Muhittin Böcek dosyası bu yüzden yalnızca bir isimle anılmayacak kadar büyüktür. Çünkü mesele bir belediye başkanının siyasi akıbeti değil; yerel iktidarın nasıl bir ekonomik tahakküm alanına dönüştürüldüğüdür. Antalya gibi Türkiye’nin vitrini olan bir şehirde, belediye gücünün kimler için, hangi ağlar için, hangi bedeller karşılığında kullanıldığı artık sadece siyasi polemik değil, adli bir meseledir.
Türkiye’de uzun yıllardır belediyeler yalnızca hizmet üreten kurumlar olmaktan çıkarılıp, ihale dağıtan, nüfuz devşiren, sadakat satın alan siyasi üsler haline getirildi. Bu yeni değil. 1970’lerin sonundaki İSKİ skandalından 1990’ların büyükşehir rant savaşlarına, 2000’lerin imar baronlarına kadar bu ülke yerel yönetim eliyle kurulan sayısız çıkar düzeni gördü. Her dönemde aynı yöntem işledi: Belediye, vatandaşa hizmet eden kamu kurumu olmaktan çıkarıldı; çevresine menfaat dağıtan bir güç merkezine çevrildi. Değişen sadece aktörler oldu, yöntem hiç değişmedi.
İşte bu yüzden Antalya dosyası önemlidir. Çünkü bu soruşturma yalnızca bugünü değil, Türkiye’de yıllardır dokunulmadan büyüyen “yerel iktidar imtiyazı”nı hedef alıyor. Belediyeyi kazananın şehri kazandığı, şehri kazananın ihaleyi, ruhsatı, imarı, reklamı, nüfuzu ve sadakati yönettiği bir modelden söz ediyoruz. Bu model yalnızca belediye bütçesini değil, şehir ahlakını da çürüttü. Kentler hizmetle değil, ilişkiler ağıyla yönetilir hale geldi.
Tam da bu noktada Akın Gürlek’in yürüttüğü çizgi, klasik bir adli refleksin ötesine geçiyor. Gürlek’in son dönemde yalnızca dosya açan değil, sistem söken bir hukuk hattı kurmaya çalıştığı görülüyor. Soğuk dosyaların raftan indirilmesi, yıllardır dokunulmayan yapılar üzerine gidilmesi, belediye dosyalarında siyasi koruma zırhının delinmesi; Türkiye’de yargının yeniden caydırıcı bir devlet refleksi üretip üretemeyeceğinin testidir. Antalya dosyası bu açıdan kritik bir eşiktir.
Akın Gürlek’i burada tebrik etmek gerekir. Çünkü Türkiye’de asıl mesele dosya açmak değil, dosyanın gideceği yere kadar gitmesine izin vermektir. Bu ülkede çok dosya açıldı, çok klasör kabardı, çok fezleke yazıldı; ama siyaset devreye girdi, dengeler konuştu, dosyalar sustu. Esas marifet soruşturmayı başlatmak değil, siyasi gürültüye rağmen geri adım atmadan sürdürebilmektir. Türkiye’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey tam olarak budur: İsme göre değil delile göre yürüyen bir adalet.
Muhittin Böcek dosyası eğer gerçekten sonuna kadar giderse, Antalya’da yalnızca bir belediye başkanının değil, Türkiye’de yıllardır yerel yönetim kisvesiyle kurulan çıkar mimarisinin de yargı önüne çıkması mümkün olur. Bu da sadece Antalya için değil, Ankara’dan İstanbul’a, İzmir’den Adana’ya kadar belediye eliyle büyütülmüş bütün kirli düzenler için emsal olur.
Bugün mesele Muhittin Böcek değildir. Mesele, belediye tabelasının arkasına saklanmış ayrıcalık rejimidir. Ve o rejim ilk kez bu kadar doğrudan neşter yiyor. Türkiye’nin beklediği şey, bu operasyonun bir siyasi başlık olarak değil, gerçek bir hukuk temizliği olarak sonuna kadar sürmesidir. Eğer bu irade korunursa, Antalya dosyası bir soruşturmadan fazlası olacak; yerel iktidar üzerinden kurulan dokunulmazlık düzeninin kırıldığı dosya olarak tarihe geçecektir.