İnsan neden diğer varlıklardan bu kadar farklıdır?
Nasıl oluyor da dağları delebiliyor, nehirlerin yönünü değiştirebiliyor, atomun sırlarını çözüyor, uzaya ulaşıyor ve yapay zekâ geliştiriyor?
Peki, dünyayı cennete çevirebilecekken nasıl cehenneme dönüştürebiliyor?
Bence cevap, insana yaratılışında verilen olağanüstü bir yetkide saklıdır:
AKIL, İRADE VE TASARRUF YETKİSİ!
Bu nedenle insanı “Cüzî Muktedir İnsan” olarak tanımlıyorum.
İnsanın ilahî veya tanrısal güç sahibi olduğunu söylemiyorum. Cüzî muktedir derken, Allah tarafından kendisine sınırlı fakat gerçek bir irade ve tasarruf yetkisi verilmiş insanı kastediyorum.
ALLAH'IN YERYÜZÜNDEKİ HALİFESİ
Kur’an-ı Kerim'in Bakara suresinin 30. ayetinde Allah meleklere şöyle buyurur:
“Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.”
Bu ayet üzerinde yeterince düşünmüyoruz.
Halife, birinin ardından gelen veya yetki ve sorumluluk üstlenen kimsedir. Kavramın farklı yorumları vardır. Ben halifeliği insanın iradesi ve sorumluluğuyla açıklıyorum.
Şimdi düşünelim!
İnsanın aklı ve iradesi olmasaydı medeniyet, bilim, hukuk ve adalet düzeni kurulabilir miydi? İyilikle kötülük arasında tercih yapılabilir miydi?
Bence yapamazdı.
CÜZÎ İRADE: İNSANA VERİLEN OLAĞANÜSTÜ YETKİ
Allah'ın iradesi küllî, insanın iradesi cüzî olarak ifade edilir.
Allah'ın iradesi mutlak ve sınırsızdır. İnsanın iradesi ise sınırlı, bağımlı ve yaratılmıştır. Ama sınırlı olması, gerçek olmadığı anlamına gelmez.
İnsan tercih eder, karar verir, çalışır, üretir. İyiliği de kötülüğü de seçebilir.
Ben bir hukukçuyum. Hukukun temelinde insanın iradesinin bulunduğunu biliyorum.
İrade özgürlüğünü bütünüyle ortadan kaldırdığınızda kusur ve sorumluluk kavramlarının temeli de sarsılır.
Çünkü tercih etme yeteneği bulunmayan bir varlığı tercihinden dolayı nasıl sorumlu tutabilirsiniz?
İNSANIN KUDRETİ NEREDEN GELİYOR?
İnsan dağları deliyor, denizlere köprüler kuruyor, atomu çözüyor, uzaya çıkıyor.
Bütün bunları neyle yapıyor?
Allah'ın kendisine verdiği akıl, irade, bilgi edinme ve tasarruf yetenekleriyle!
Bu kabiliyetleri nedeniyle ona “Cüzî Muktedir İnsan” diyorum.
Ancak sınırı kesin çiziyorum!
İnsan Allah'ın kudretine ortak değildir. İlahî sıfatların sahibi değildir. Yoktan var edemez.
Allah mutlak yaratıcıdır. İnsan ise kendisine verilen sınırlı iradeyle varlık âleminde tasarrufta bulunan bir kuldur.
İnsanı ilahlaştırmıyorum. Bu yeteneklerden Allah'ın yaratıcı kudretini anlamaya çalışıyorum.
Çünkü bu yetenekleri kendisi yaratmamıştır.
ONA VERİLMİŞTİR!
YETKİ VARSA HESAP DA VARDIR!
Meselenin özü budur.
İnsan iradesiyle adaleti de seçebilir, zulmü de. Merhameti de seçebilir, merhametsizliği de.
Biri milyonların hayatını kolaylaştırırken diğeri aynı iradeyle milyonların hayatını mahvedebilir.
Demek ki insanın yeryüzündeki halifeliği yalnızca bir yetki değil, muazzam bir sorumluluktur.
Allah insana sınırlı bir irade vermiştir. Ancak bu iradenin nasıl kullanıldığının hesabını da soracaktır.
Çünkü yetki varsa sorumluluk, sorumluluk varsa hesap vardır!
SON SÖZ: İNSAN KİMDİR?
İnsan dünyayı cennete de çevirebilir, cehenneme de. Adalet düzeni de kurabilir, zulüm düzeni de. İnsanlığı refaha da ulaştırabilir, felakete de sürükleyebilir.
Bu nedenle halifeliği bir üstünlük ünvanından çok, ağır bir sorumluluk olarak görüyorum.
İŞTE BENİM “CÜZÎ MUKTEDİR İNSAN” DEDİĞİM VARLIK BUDUR!
İLAH DEĞİLDİR. İLAHÎ GÜÇ SAHİBİ DE DEĞİLDİR.
AMA ALLAH'IN KENDİSİNE AKIL, İRADE VE TASARRUF YETKİSİ VERDİĞİ, YERYÜZÜNDE SORUMLULUK ÜSTLENEN OLAĞANÜSTÜ BİR VARLIKTIR.
Unutmayalım!
İnsanın büyüklüğü, ne kadar güçlü olduğuyla değil, kendisine verilen gücü ne kadar adil, merhametli ve sorumlu kullandığıyla ölçülür.
Çünkü insanın asıl imtihanı, neler yapabileceği değil, yapabileceklerinden hangilerini tercih ettiğidir.
İNSANIN KUDRETİ SINIRLIDIR, AMA SORUMLULUĞU ÇOK BÜYÜKTÜR!