Kuzen Can Polat'ın Ölümünün Ardından Gelen Reklam Kampanyası Mesajı Beni Şok Etti!

Biz kimiz? Biz neredeyiz? Ne yapıyoruz? Acının ve yasın bir değeri kaldı mı? Her şey reklama ve ticarete mi dönüştü?

Tam da bunları düşünürken...

Kuzenleri Can Polat'ın ölümünün ardından gelen reklam kampanyası mesajı beni adeta şoke etti. Acının ve gözyaşının henüz dinmediği bir dönemde böyle bir reklam çalışmasıyla karşılaşmayı hiç beklemiyordum.

Çünkü ortada bir magazin haberinden çok, kriminal bir cinayetin haberi vardı. Ortada bir ölüm var. Dört çocuk babası Can Polat artık hayatta değil.

Böylesine acı bir olayın ardından çekilen, FaceApp yapılmış bir videonun sosyal medyada paylaşılması bana doğru gelmedi. İnsanların aklına ister istemez "Reklamın iyisi kötüsü olmaz" sözü geliyor.

Tam da bunları düşünürken bir takipçimden mesaj geldi. Dilan Polat Güzellik Merkezi'nden gönderilmiş bir kampanya mesajı...

İnanamadım.

Şaşkınlıkla mesajı okudum. Daha olayın üzerinden iki gün bile geçmemişti.

Yazıklar olsun bu zihniyete.

Akrabanız hayatını kaybetmiş, geride gözyaşları içinde bir eş ve çocuklar bırakmış. İnsanların kulaklarında hâlâ o feryatlar varken kampanya mesajı göndermek hangi vicdana sığar?

Olmadı...

Gerçekten olmadı.

Can Polat'ın eşinin ve kızlarının yaşadığı acı henüz çok tazeyken, bu dönemde ticari faaliyetlerin ön plana çıkarılması toplumda haklı olarak tepki oluşturuyor. Çünkü bazı anlar vardır; para kazanmayı, reklam yapmayı ve görünür olmayı bir kenara bırakmak gerekir.

Can Polat'ın silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmesinin ardından ortaya çıkan detaylar ise açıkçası beni şaşırtmadı.

Çünkü yıllar önce uyarmıştım.

Henüz kimsenin Polat ailesiyle ilgili haber yapmaya cesaret edemediği, "Ay ne güzel" deyip yayınlara alıp pofpofladığı dönemde, ben ise bu işin içinde bir iş var diyerek yapımcısı olduğum "Söylemezsem Olmaz" programında bu konuyu gündeme getirmiştim. Kamuoyunun bilmediği birçok detayı işlemiş, olayların göründüğünden daha ciddi olduğunu anlatmıştım. Daha sonra birçok gazeteci meslektaşım da konuyu haberleştirdi.

Polat ailesi uzun yıllardır hayatlarının her anını sosyal medyada yaşadı. Lüks otomobiller, villalar, saçlara takılan dolarlar, gösterişli paylaşımlar ve bitmek bilmeyen bir teşhir hâli...

Elbette herkes kazandığını yaşayabilir. Ancak toplumun gözüne sokarcasına yapılan paylaşımlar, zamanla farklı tartışmaları da beraberinde getirir.

Engin Polat'ın komşusuyla yaşadığı kavga videoları, Sıla Doğu'nun yasaklı madde videolu açıklamaları, Banu Parlak'ın, Dilan Polat tarafından tehdit edildiği ve iş yerinin kurşunlandığı iddiaları derken kamuoyunun dikkati bu ailenin üzerine çevrildi. Sonrasında ise devlet kurumları ve savcılıklar harekete geçti.

İlk haberleri yaptığım dönemde Engin Polat, Dilan Polat ve Sıla Doğu tarafından defalarca arandım. Haberleri yapmamam için. Görüşmek ve konuşmak istediklerini söylediler.

Kabul etmedim.

Gazetecilik görevimi yaptığımı düşünüyordum. Söylemek istedikleri bir şey varsa telefonla yayına katılıp konuşabileceklerini, isterlerse eğer yayına konuk olarak gelebileceklerini de ifade ettim ve yoluma devam ettim.

Ayrıca yaptığım haberlerden dolayı da pişman değilim.

Ancak bugün konuştuğumuz şey ne servet, ne lüks yaşam ne de sosyal medya gösterişidir.

Bugün konuştuğumuz şey bir insanın ölümü...

Dört çocuğun babasız kalması...

Bir ailenin yıkılmasıdır.

Can Polat'ın kızının söylediği o söz hâlâ kulaklarımda:

"Tatil babamın mezarı oldu."

Bazı cümleler vardır, insanın içine oturur.

İşte bu da onlardan biri.

Geriye kalan bütün tartışmaların önüne geçen tek gerçek ise şudur:

Hiçbir gösteriş, hiçbir reklam, hiçbir para; bir insan hayatından daha değerli değildir.