TBMM Milli Savunma Komisyonu Başkanı ve önceki dönem Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Türkiye'nin sınır ötesi operasyonlarından savunma sanayiindeki tarihi atılımlarına kadar pek çok kritik başlığı Diriliş Postası'na değerlendirdi. Küresel sistemin çöktüğü bir dönemde Türkiye'nin bir istikrar adası olduğuna dikkat çeken Akar, Suriye'deki yeni dönemden inşa edilecek Milli Uçak Gemisi'ne kadar ezber bozan açıklamalarda bulundu.
Diriliş Postası yazarı Çetin Agaşe'nin sorularını yanıtlayan deneyimli devlet adamı, hem bölgesel krizlerin perde arkasını hem de "Terörsüz Türkiye" hedefindeki tavizsiz yürüyüşü tüm şeffaflığıyla anlattı.
İŞTE HULUSİ AKAR'IN MESAJLARI
- Efendim, İran'a yapılan saldırılar bölgeyi nereye sürükleyecek? Türkiye yaşanabilecek olası sıçramalara ve krizlere ne kadar hazırlıklı?
Hulusi Akar: Meseleye sadece Amerika, İsrail ve İran ekseninde değil, dünya genelindeki gelişmelerin bir sonucu olarak bakmalıyız. İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan küresel kurumlar, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve uluslararası hukuk ciddi şekilde erozyona uğradı. Artık bir hükümleri kalmadı. Bunun en son örneğini maalesef Gazze'de, Filistin'de dehşetle izledik. İsrail, 70 binden fazla insanı, çocukları katletti; etnik temizlik ve soykırım yaptı. BM'nin hiçbir fonksiyonu, kuralların hiçbir geçerliliği kalmadı. Uluslararası Adalet Divanı ve Ceza Mahkemesi'nin girişimlerini uygulaması da mümkün olmadı.

İran'a yönelik saldırıların ardından bizim en büyük temennimiz bir an önce ateşkesin sağlanması, diplomasiye ve diyaloğa dönülmesidir. Türkiye bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde gerçekten bir istikrar adasıdır. Olası krizlerin bize sıçrama ihtimaline gelince; ben savunma güçlerimizi her zaman bir itfaiyeye benzetirim. Bir yerde yangın çıkacağı kesindir ama nerede ve ne zaman çıkacağını bilemeyiz. Ancak itfaiye arabasıyla, suyuyla, personeliyle her an yangına müdahale etmeye nasıl hazırsa, biz de tüm krizlere karşı aynı konseptle hazırız. Sınırlarımızda halihazırda çok sıkı tedbirlerimiz var ve bunları sürekli gözden geçiriyoruz. Olası bir göç tehlikesine ve diğer siyasi, sosyal, ekonomik etkilere karşı da proaktif davranıyoruz.
"Hudutlarımızda terör koridoru tamamen çöktü"
- Terörle mücadelede sınır ötesinde hedeflediğimiz noktaya geldik mi?
Hulusi Akar: Gayet tabii. 40 yılı aşkın süredir başımıza musallat olan bu terör belasıyla mücadelede çok ciddi bir noktaya geldik. 2013-2015 çözüm sürecini terör örgütü anlayamadı, bir acziyet olarak görüp istismar etmeye kalktı. 24 Temmuz 2015'ten itibaren yeniden başlattığımız mücadelede teröristler dağlarda tutunamayıp şehirlere, çukurlara kaçtılar; o kendi kazdıkları çukurlara gömüldüler. Sonra yurt dışına kaçtılar. Biz "terörü kaynağında yok etme" esasına geçtik ve Irak'ın kuzeyindeki inlerini başlarına yıktık, yıkmaya devam ediyoruz.
Suriye'de ise 2011'den itibaren bir terör koridoru hevesine kapıldılar. Irak'tan Akdeniz'e kadar bir koridor kuracaklarını sandılar. Biz bunun mümkün olamayacağını söyledik. Mehmetçik; Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve Bahar Kalkanı harekatlarıyla bu koridoru başlarına yıktı. Hudutlarımızda terör koridoru tamamen çöktü. Başlangıçta ABD ile ortak hareket etmeyi düşündük ancak onlar YPG ile iş tutunca biz kendi göbeğimizi kendimiz kestik. ABD'ye de hep "Bizimle çalışın, YPG ile çalışmayın" dedik. Nitekim 10 yılın sonunda bizim dediğimiz noktaya geldiler.
Diğer yandan Suriye ile olan münasebetlerimiz son gelişmelerle yeni bir evreye dönüştü. 61 yıllık Baas rejimi sona erdi ve Şam'da yeni bir devlet aklı var. Biz Esad rejimine de ABD'ye de hep aynı şeyi söylemiştik: "Sınırlarımızda terör örgütlerinin varlığını asla kabul edemeyiz." Şam'daki yeni rejim de yasa dışı silahlı gruplara müsaade etmeyeceğini net şekilde ortaya koydu. Şu anda egemen bir Suriye devleti var ve toprak bütünlüğüne son derece saygılıyız. İstikrarın sağlanmasıyla birlikte, "gönüllü, güvenli ve onurlu" bir şekilde tam 1 milyon 366 bin 215 Suriyeli kardeşimiz kendi istekleriyle ülkelerine dönmüştür.
"Terörsüz Türkiye artık bir temenni değil, devlet politikasıdır"
- 1990'lardan bugüne terörle mücadelede konsept olarak neler değişti?
Hulusi Akar: Öncelikle konseptte çok önemli değişiklikler yaptık. Eskiden "yaz operasyonu, kış operasyonu" mantığı vardı. Bölge temizlenir, kışın çekilinirdi. Biz bu ayrımı kaldırdık. Mehmetçiğin kış şartlarında da dağda kalabileceği üs bölgeleri, konteynerlar kurduk. Girdiğimiz yerden bir daha çıkmadık ve sınırı sınır ötesinden kontrol altına aldık.
Bunun yanı sıra hudut fiziki güvenlik sistemlerini olağanüstü geliştirdik. Gözetleme sistemleri, İHA'lar, SİHA'lar, tel örgüler ve hendeklerle müthiş bir sistem kurduk. Muhalif milletvekillerini, en muhalif gazetecileri o bölgelere götürdük. O manzarayı görenler "Babam anlatsa inanmazdım" dediler. Bu devletimizin bekası için şart olan bir konudur ve herkesin o bölgedeki Mehmetçiğin emeğine saygı göstermesi gerekir.
"Pazarlık yok, taviz yok; örgüt feshedilecek, silah bırakılacak"
- Bu süreçte FETÖ faktörünün temizlenmesi etkili oldu mu?
Hulusi Akar: Elbette. 15 Temmuz hain darbe girişiminde Silahlı Kuvvetlerden pek çok general ve subayın ilişiği kesildi. Herkeste "zafiyet olur mu" endişesi vardı. Fakat vatanını, milletini seven askerimiz, polisimiz, istihbaratçılarımız omuz omuza verdi. Ordumuz içindeki kriptolardan temizlendikçe daha da hırslandı, birbirine inandı. Bunun somut cevabını 24 Ağustos'ta başlattığımız Fırat Kalkanı Harekatı ile verdik. Göğüs göğüse çarpışarak 4 binden fazla DEAŞ'lı teröristi bertaraf ettik.
Geldiğimiz noktada hedefimiz net: Terörsüz, büyük ve güçlü Türkiye. Sayın Devlet Bahçeli'nin adımlarıyla başlayıp 2026'da netleşen çağrılar tarihi bir dönüm noktasıdır. Bu süreçte ne bir pazarlık, ne bir taviz, ne de al-ver söz konusudur. Temel şart örgütün feshedilmesi ve silahların tamamen bırakılmasıdır. Bölge halkı, bilhassa Doğu ve Güneydoğudaki Kürt kardeşlerimiz bu terörden çok çekti. İnşallah atılan bu adımlarla buralardan hep beraber ebediyen kurtulmuş olacağız.

"Savunma sanayiinde yüzde 80’in üzerinde yerlilik oranına ulaştık"
- Savunma sanayiinde büyük bir atılım dönemi yaşanıyor. Bu gelişimi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hulusi Akar: Bizim amacımız emperyal bir güç olmak değil, caydırıcılıktır. Bize kimse dokunmasın, hakkımızı zedelemesin diye güçlü olmak zorundayız. Eskiden müttefik ülkelerden paramızla bile silah alamıyorduk, örtülü ambargolara maruz kalıyorduk. Tarihte 1. Dünya Savaşı öncesi İngiltere'ye parası ödenen iki zırhlı gemimizin (Reşadiye ve Sultan Osman) bize verilmemesi gibi olayları yaşadık.
"Kötü komşu ev sahibi yapar" misali, Kıbrıs Barış Harekatı sonrası telsiz pillerimiz için Kayseri'de ASPİLSAN'ı kurduk. Yine Kayseri'de geçmişin TOMTAŞ'ı bugün yeniden doğdu. Sayın Cumhurbaşkanımızın inatla ve ısrarla savunma sanayiinin önündeki tüm engelleri kaldırmasıyla büyük bir eşiği aştık. Bugün ordumuzun ihtiyacı olan araç, gereç ve mühimmatın yüzde 80'inden fazlasını yerli ve milli olarak üretiyoruz. İHA'larımız, SİHA'larımız, Anka, TB3 ve Kızılelma ile dünyada bir "SİHA Doktrini" oluşturduk. Sadece kendimizi savunmuyor, Libya ve Azerbaycan gibi dost ülkelerin haklı davalarına da destek veriyoruz.
Şimdi KAAN uçağımız milli motoruyla uçmak için gün sayıyor, Altay tankımız üretiliyor. Denizlerde ise TCG Anadolu amfibi hücum gemimizle SİHA'ları denizlere taşıyarak yeni bir konsept yarattık. TCG Anadolu 232 metreydi; şimdi katapult sistemine sahip olacak, Hürjet, Anka-3 ve Kızılelma'nın inip kalkabileceği 285 metrelik "Milli Uçak Gemisi" için çalışıyoruz. Bu projelerle denizlerdeki caydırıcılığımız dünyadaki en üst lige (İngiltere, Fransa, İtalya vb.) çıkacak.
"Biz güçlendikçe NATO güçleniyor"
- NATO üyelikleri, Avrupa Birliği hedefi ve F-16 sürecinde Türkiye'nin duruşunu nasıl özetlersiniz?
Hulusi Akar: Biz NATO'da bugüne kadar taahhütlerimizi harfiyen yerine getirdik ve getirmeye devam ediyoruz. Şunu herkesin görmesi lazım: Biz güçlendiğimiz zaman NATO güçleniyor. Bizim caydırıcılığımız arttığı zaman NATO'nun caydırıcılığı artıyor. Biz NATO'nun ve Avrupa Birliği'nin güney ve doğu sınırlarını koruyoruz. Türkiye yük olan değil, yük alan bir ülkedir.
İsveç ve Finlandiya'nın üyeliği sürecinde şantaj veya pazarlık yapmadık. "Müttefiklik şartı güvenmektir; teröristleri beslemeyin, kutsallarımıza saygı gösterin" dedik. Onlar da yasal düzenlemelerini yapınca onay verdik. F-16 tedariki ve modernizasyonu konusunda da ABD'li muhataplarımızla, Lockheed Martin yetkilileriyle görüşmelerimizi sürdürüyor, sürecin hızlandırılmasını bekliyoruz. Ayrıca Avrupa Birliği hala bizim temel siyasi amacımızdır. AB'nin yaptığı bazı yanlışlara rağmen yapıcı bir ajandayla bu istikamette ilerliyoruz. Eksen kayması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir.
"Montrö’yü kararlılıkla uyguladık, Karadeniz’i çatışma alanına çevirmedik"
- Bölgemizdeki diğer kriz başlıkları, Karadeniz ve Doğu Akdeniz konusundaki adımlarımız nelerdir?
Hulusi Akar: Güney sınırlarımız dışında kuzeyimizde de büyük bir Karadeniz meselemiz var. Rusya-Ukrayna savaşının ilk gününden itibaren Sayın Cumhurbaşkanımız barış için büyük bir diplomasi trafiği yürüttü. Savaş çıktığı an Montrö'yü kararlılıkla uygulayıp boğazları kapattık. Eğer bunu yapmasaydık, Karadeniz şu anda bir başka stratejik rekabet ve büyük bir çatışma alanı haline dönüşecekti. Bazı müttefik ülkelerin mayın temizleme bahanesiyle Karadeniz'e girme taleplerine müsaade etmedik; kendi imkanlarımızla gereken desteği sağladık ve bölgeyi kaostan uzak tuttuk. Ayrıca Tahıl Koridoru sayesinde 34 milyon ton tahılın ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını sağlayarak küresel bir krizi önledik.
Doğu Akdeniz ve Ege'de ise bizim 462 bin kilometrekarelik bir Mavi Vatanımız, 13 bin kilometrelik kıyı şeridimiz var. Deniz yetki alanlarımızda ve kıta sahanlığımızda hakkımızı kimseye çiğnetmeyiz. Yunanistan'ın mekansal planlama gibi adımlarla haklarımızı zedelemesini kabul edemeyiz ancak tüm bu sorunları adaletli bir diyalog ve iyi komşuluk ilişkileriyle çözmekten yanayız. En tehlikeli tehdit en yakınınızdakidir; bu yüzden Irak, Suriye ve Yunanistan ile diyaloğun kopmamasına büyük önem veriyoruz.
- Son olarak Siber Güvenlik ve Meclis Milli Savunma Komisyonu çalışmalarınıza değinir misiniz?
Hulusi Akar: Siber tehdit, dijital vatan dediğimiz alanda görünmeyen ama her an her şeyin önüne geçebilecek çok büyük bir tehlikedir. Siber Güvenlik Başkanlığımızın kurulması bu anlamda çok kıymetli bir adımdı. Savunma harcamalarımızın şeffaflığı konusunda da her şey açıktır; Sayıştay ve Devlet Denetleme Kurulu her türlü denetim yetkisine sahiptir. Savunmada "ben yaptım oldu" anlayışı yoktur, adalet, liyakat ve istişare esastır.
Meclis komisyonu olarak muhalefetle de son derece uyumlu çalışıyoruz. Devletin bekası söz konusu olduğunda günlük siyaseti bir kenara bırakıyoruz. Sözleşmeli erbaş ve erlerin haklarını iyileştirdik. Şu anda önümüzdeki en önemli projelerden biri Şehit ailelerimiz ve Gazilerimiz için hazırladığımız kapsamlı yasa tasarısıdır. Mevcutta dağınık haldeki hakları tek bir çatıda toplamak için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımız başta olmak üzere tüm dernek ve vakıflarla yoğun bir şekilde çalışıyoruz. İnşallah bu çalışmayı en kısa sürede tamamlayıp kahramanlarımızın hayatlarını daha da kolaylaştıracağız.