Vatikan Devlet Başkanı ve Katoliklerin Ruhani Lideri 14. Leo’nun Türkiye ziyareti anlamsız derecede büyütüldü. Olay başka noktalara çekildi; teolojik arka plan üzerinden Türkiye’nin egemenliği dahi tartışmaya açıldı. İznik Konsili’ndeki töreni işaret ederek “Haçlı zihniyeti” hatırlatması yapanlardan tutunda, Anadolu’nun Hristiyanlaşacağını ileri sürenlere kadar aklı, havsalayı zorlayan yorumlar yapıldı. Şaka gibi ama biraz daha Türkiye’de kalsa Papa sünnet olsun, Kapıkule’ye “Papa giremez” yazılsın diyenler bile çıkabilirdi. Ne oluruz yahu, bir sakin…

***

Papa 14. Leo, ziyaretinde Türkiye’nin tarihî, dinî ve kültürel birikimini övdü; Doğu-Batı arasında bir köprü olarak jeopolitik konumumuzu vurguladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ise imparatorluk bakiyesi üzerine kurulu güçlü bir ulus devletin liderine yakışır bir özgüvenle şunları söyledi: “Bin yıldır vatanımız olan bu topraklarda her ırka, dine, mezhebe, kökene mensup insanlar hiçbir endişe ve baskı olmadan özgürce yaşamıştır… Bunun temelinde ise yaratılanı Yaradan’dan ötürü seven, kâinata sevgi ve şefkat nazarıyla bakan medeniyet tasavvurumuz vardır.”

Hani derler ya; bu sözün üstüne söz söylemeye gerek var mı?

***

Türkiye, yüzyıl boyunca “Kürtçe konuşulursa devlet bölünür, başörtüsü takılırsa rejim yıkılır” paranoyasıyla yaşadı. Son gelişme de bundan farklı değil. Diplomasi, medeniyetler buluşması ve barış çağrısı gibi temalar üzerinden gerçekleşen bu ziyareti, tüm cihana karşı Ayasofya’yı ibadete açmış Erdoğan’ı eleştirmek için fırsata çevirmek nasıl bir düşünce düşkünlüğüdür?

“Ben tebaamın Müslüman’ını camide, Hristiyan’ını kilisede, Yahudisi’ni havrada fark ederim” diyen bir medeniyetin temsilcisi olarak bu ne tarih bilmezlik, bu ne korkaklıktır. Dün izin verilmemişse bugün verilmiştir. Bu cümlenin iki tarafında da devlet vardır, devletin kararı vardır, egemenliğin tasarrufu vardır.

Efendim bu ziyaretle Hristiyan birliği sağlanacak. Hadi canım sende. Biz her sene Mekke’ye, Kudüs’e, Şam’a, Bağdat’a, Tahran’a, Kahire’ye gidiyoruz, gidip Kâbe’ye yüz sürüyoruz, Peki İslam birliğini sağlayabildik mi? Bu işler öyle ziyaretle, ibadetle, işaretle olacak işler mi?

Basit bir ziyaret üzerinden neredeyse “devlet yıkılır” diyenlere soruyorum: Bu, Türkiye devletine hakaret değil midir? Papa barış niyetiyle geldiyse başımızın üstünde yeri vardır. Yok “Haçlı zihniyetiyle” geldiyse yine buyursun gelsin; daha önce gelenlerin başına ne gelmiş, gelsin ve yerinde görsün. Mesele bu kadar basit.

En doğrusu övgüde de yergide de makul olmak.

***

Karşılama töreni, asker selamı, ilahiler, ayinler, semboller, açıklamalar… İnanır mısınız, hepsi “vaka-ı adiye”den başka bir şey değil. Bizim çok daha önemli meselelerimiz var. Bu satırları yazarken bile aklımda bambaşka sorular dolaşıyor:

Maraş depremlerinin enkazını kaldırmada hangi aşamadayız?

Terörsüz Türkiye süreci başarılı olacak mı?

Enflasyon düşecek mi?

Asgari ücret, memur ve emekli maaşları ne olacak?

Türk demokrasisi için kıymeti harbiyesi yüksek CHP’de bu gidişat nereye?

Darbe anayasasına mahkûmiyet, bu devletin kaderi mi?

Siyasette yeni ittifaklar kurulacak mı?

Yolsuzluk, yoksulluk, yasaklar konusunda daha ne kadar yol almamız gerekiyor?

Atanamayan öğretmenler, kadın cinayetleri, iş kazaları, çevre tahribatları, liyakatsiz atamalar, israfın itibarı… Bunlar gazete sayfalarında yer almaya devam edecek mi?

Benim için mesele bu, gündem bu, Türkiye bu…

Yoksa “Papa gelmiş neyime?”