https://www.dirilispostasi.com/sinifta-kan-vicdanda-cokus
Bir öğretmen…
Gencecik. Hayatının baharında.
Tahtaya yazı yazarken değil, bir öğrencisinin elindeki bıçakla hayattan koparıldı.
Fail?
17 yaşında bir çocuk.
Soruyorum:
Bir çocuk nasıl bir öğretmeni öldürecek noktaya gelir?
Bu sadece bir cinayet değil. Bu bir medeniyet kırılmasıdır.
Öğretmen Kimdir?
Bu topraklarda öğretmen, sıradan bir kamu görevlisi değildir.
- Mustafa Kemal Atatürk, 1928’de kendisine “Başöğretmen” unvanını verirken öğretmenliği devletin kurucu sütunu ilan etti.
- Hasan Âli Yücel, Köy Enstitüleri’ni kurarken öğretmeni bir milletin diriliş neferi olarak tanımladı.
- Anadolu’da öğretmen, sadece ders anlatmazdı; köyün doktoru, rehberi, ağabeyi olurdu.
Şimdi gelinen noktada bir öğretmen, sınıfta can güvenliğinden mahrum.
Bu sadece bireysel bir öfke patlaması mı?
Yoksa yıllardır biriken bir toplumsal çürümenin sonucu mu?
17 Yaşında Bir Katil
17 yaş…
Hukuken çocuk.
Ama elinde bıçakla bir insanın hayatına son verecek kadar gözü dönmüş.
Peki bu çocuk nerede yetişti?
- Evde otorite var mıydı?
- Sokakta hangi dil konuşuluyordu?
- Sosyal medyada ne izliyordu?
- Şiddet normalleştirildi mi?
- Öğretmene saygı öğretiliyor muydu?
Bugün sınıfta öğretmenine parmak sallayan öğrenciye “çocuk işte” diyenler, yarın mahkeme salonunda “bu nasıl oldu” diye soramaz.
Eğitimde Otorite Çökerse…
Dünyaya bakalım.
- Finlandiya’da öğretmenlik en saygın mesleklerden biri. Öğretmen seçimi tıp fakültesi kadar zor.
- Japonya’da öğrenci, öğretmenin karşısında eğilerek selam verir.
- Güney Kore’de öğretmene fiziksel saldırı neredeyse yok denecek kadar az.
Çünkü öğretmen dokunulmazdır.
Toplum öğretmeni korur.
Bizde ise öğretmen;
Veliden baskı görüyor,
Sosyal medyada linç ediliyor,
Öğrenciden tehdit alıyor.
Şimdi bir öğretmen toprağa veriliyor.
Bu Bir Alarmdır
Şiddet artık sadece sokakta değil.
Evde.
Okulda.
Sınıfta.
Bu çocuk doğuştan katil değildi.
Bir süreç onu buraya getirdi.
Aile yapısındaki çözülme,
Dijital şiddet kültürü,
Değer erozyonu,
Otorite boşluğu…
Hepsi bir araya geldi.
Ve bir öğretmen öldü.
Soruyu Yanlış Yerde Aramayalım
“Bu çocuk psikolojik sorunluydu” demek kolay.
“Bireysel bir vaka” demek rahatlatıcı.
Hayır.
Bu bir sistem alarmıdır.
Eğer öğretmen korunamazsa,
Eğitim güvenli değilse,
Okulda bıçak konuşuyorsa…
Orada gelecek tehdit altındadır.
Şimdi Ne Yapacağız?
- Okullarda güvenlik yeniden ele alınmalı.
- Öğretmene yönelik şiddete ağır yaptırım getirilmeli.
- Aile eğitim programları zorunlu hale gelmeli.
- Sosyal medya ve dijital içerik denetimi ciddiyetle ele alınmalı.
- Öğretmenlik mesleğinin itibarı devlet politikası haline getirilmeli.
Ama en önemlisi…
Toplum olarak şunu hatırlamalıyız:
Öğretmene uzanan el,
Geleceğe uzanmıştır.
Bir gencecik öğretmen artık yok.
Onun hayalleri, planları, belki evlilik hazırlıkları, belki yarım kalmış defterleri…
Toprağın altında.
Ve biz hâlâ “neden oldu” diye konuşuyoruz.
Asıl soru şu:
Bu son olacak mı?
Eğer şimdi yüzleşmezsek,
Daha çok öğretmen toprağa girecek.
Daha çok çocuk karanlığa savrulacak.
Bu yazı bir yas yazısı değil.
Bu yazı bir çağrıdır.
Sınıfta kan görmek istemiyorsak,
Toplum olarak kendimize çeki düzen vermek zorundayız.
Çünkü bir ülke, öğretmenini koruyamıyorsa,
Geleceğini de koruyamaz.