Türkiye son altı yıldır alışılmış kalıpların dışına çıkan, kendine özgü bir dış politika yürütüyor. Kimi zaman eleştirildi, kimi zaman anlaşılmadı, kimi zaman da içeriden ve dışarıdan yoğun baskılarla karşılaştı. Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda ortaya çıkan tablo şudur: Türkiye, sadece bölgesel bir güç olma hedefiyle değil, küresel ölçekte söz sahibi olma iddiasıyla hareket etmektedir.
Savunma sanayiinde gelinen nokta bunun en somut göstergesidir. Bir zamanlar en basit savunma sistemlerinde bile dışa bağımlı olan Türkiye, bugün kendi insansız hava araçlarını, savaş gemilerini, füzelerini, elektronik harp sistemlerini ve yüksek teknoloji ürünlerini geliştiren bir ülke haline gelmiştir. Savunma sanayiindeki bu dönüşüm yalnızca askeri bir başarı değildir; aynı zamanda teknoloji, mühendislik, sanayi üretimi ve ihracat kapasitesinin büyümesidir.
Bunun yanında dış ticaret ağımız da her geçen gün genişlemektedir. Afrika'dan Asya'ya, Orta Doğu'dan Türk Cumhuriyetlerine kadar uzanan yeni ekonomik ilişkiler, Türkiye'nin dünya ekonomisindeki hareket alanını büyütmektedir. Ülkemiz artık yalnızca belirli merkezlere bağlı bir ekonomi olmaktan çıkmakta, çok yönlü ve çok kutuplu bir ekonomik yapı inşa etmektedir.
Bugün vatandaşın en önemli gündemi elbette enflasyon ve hayat pahalılığıdır. Geçim sıkıntısı gerçektir ve toplumun geniş kesimleri bu yükü hissetmektedir. Ancak ekonomik dönüşümler çoğu zaman sancılı süreçlerden geçer. Türkiye'nin üretim kapasitesi, ihracat gücü, enerji yatırımları, savunma sanayi atılımları ve stratejik konumu dikkate alındığında mevcut ekonomik sıkıntıların kalıcı olduğunu düşünmek için güçlü sebepler bulunmamaktadır.
Önümüzdeki dönemde enflasyonun gerilemesi, yatırım ortamının güçlenmesi ve üretim kapasitesinin artmasıyla birlikte Türkiye'nin orta gelir tuzağını kırma ihtimali hiç olmadığı kadar yüksektir. Eğer bu süreç başarıyla yönetilirse Türkiye, kısa süre içerisinde gelişmiş ülkeler ligine doğru güçlü bir sıçrama yapabilir.
Bir diğer önemli konu ise Terörsüz Türkiye hedefidir. Terörün tamamen gündemden çıkması; güvenlik harcamalarından yatırımlara, turizmden üretime kadar birçok alanda ülkeye yeni imkanlar sağlayacaktır. Enerjimizi çatışmalara değil kalkınmaya, üretime ve teknolojiye ayırdığımız ölçüde bu ülkenin önünde çok daha büyük fırsatlar açılacaktır.
Türkiye bugün sıradan bir yol ayrımında değildir. Önümüzdeki yıllar, Cumhuriyet tarihinin en önemli ekonomik ve stratejik dönüşüm dönemlerinden biri olabilir.
Bu nedenle günübirlik tartışmaların ötesine bakmak gerekir.
Türkiye çok iddialı bir yola girmek üzeredir.
Ve eğer doğru adımlar atılmaya devam edilirse, bu yolun sonunda daha güçlü, daha müreffeh ve daha etkili bir Türkiye vardır.