Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığı’nın, Ankara’da Türkiye burslarıyla okuyan öğrenciler için düzenlediği iftar programına önceki gün katıldım. Dünyanın değişik ülkelerinden yüzlerce öğrenci iftarda bir aradaydı. Öğrenciler ve davetliler karışık oturuyordu. Herhangi bir protokol masası yoktu, aslında olması gereken de buydu. Nihayetinde iftarda farklı ülkelerden, farklı milletlerden öğrencilerle konuşma ve tanışma imkânını bu şekilde herkes bulmuş oldu. Ben, Uganda, Yemen, Filistin, Doğu Türkistan, Kazakistan ve Filistin’den öğrencilerle aynı masayı paylaştım… Benim oturduğum masa, aslında ümmet coğrafyasının adeta küçük bir izdüşümüydü. Masadaki Ugandalı genç kardeşlerimin isimleri ise beni daha çok etkiledi. İsimleri Abdurrahman, Hamza ve Halid… Batının köle ve sömürge düzenine adeta başkaldıran, isyan eden ailelerin bir haykırışı gibiydi bu isimler. Bu gençler şimdi Türkiye’nin burslarıyla okuyorlar.
YTB Başkanı Kudret Bülbül’ün verdiği bilgilere göre, Türkiye burslarından yararlanmak için 182 ülkeden başvuru olmuş. Şu anda Türkiye, farklı ülkelerden 5 bin öğrenciye burs veriyor. Bu öğrencilerin yıllık olarak Türkiye’ye maliyeti yaklaşık 300 milyon doları buluyor. Büyük devletler dünyanın farklı ülkelerinden başarılı öğrencilere burs verirler. Çünkü büyük olmanın gereği budur. Türkiye de büyük devlet olma vizyonerliğiyle hareket ettiği için farklı ülkelerden gençlere burs veriyor.
Bu öğrenciler ülkelerine döndüğü zaman üst düzey görevlerde bulunacaklar inşallah, tıpkı kendilerinden öncekiler gibi. Ben Balkanlar’da birçok üst düzey görevlinin Türkiye bursuyla okuduğuna tanık oldum. Bunlar sayesinde Türkiye ile ilişkiler her geçen gün daha da artıyor.
Aslında 100 yıl öncesine kadar bugün Türkiye’de burslu okuyan bu öğrencilerin önemli kısmıyla biz aynı bayrak altındaydık. İstanbul’a eğitim için gelen binlerce insan vardı. Bunların bir kısmı Osmanlı’da veziriazamlık, vezirlik, defterdarlık gibi çok önemli makamlara gelmişti. Şimdi Türkiye olarak Osmanlı’nın mirasını bir nevi de olsa devam ettiriyoruz. Kendi gönül coğrafyamızın insanlarına burs veriyor, onlara devlet olarak sahip çıkıyoruz. Bu burslar, geleceğin inşasının en önemli sacayakları olacaktır ülkelerarası ilişkiler bakımından.
Yine bu öğrenciler sayesinde bizim toplum olarak dünyaya bakışımız değişiyor, ümmet coğrafyasını daha yakından tanıyoruz. Ümmet coğrafyasının çocukları da bizi yakından tanıyor. İftarda konuşan Gazi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği öğrencisi Abdulwahab Bakar, kendisini tanıtırken “Aslen Ganalı, şahsen Kayseriliyim” derken, “Kayseri’nin neresinden?” şeklindeki soruya ise “içinden” diyerek yanıt verdi. İşte birbirimizi yakından tanıma bu olsa gerek.
Filistinli öğrenci Bilal Salameh’in ise başından geçen ilginç bir anısına hem güldüm hem çok üzüldüm. Bilal, Samsun’da dil öğrenmek için bulunduğu sırada kaldığı devlet yurdunun yaşlı Karadenizli müdürü kendisini çağırıyor. ‘Yurda Taylandlı bir öğrenci geldiğini ve ona yurdun kurallarıyla ilgili bilgi vermesini’ istiyor. Ancak Taylandlı öğrenci İngilizce ve Arapça bilmediği için Bilal kendisiyle iletişim kuramıyor ve bu durumu yurdun yaşlı müdürüne anlatıyor. Yurdun müdürünün cevabı çok ilginç ve düşündürücü: “Ya nasıl olur sen de yabancısın o da yabancı. E hadi konuşun anlaşın…”
Filistinli Bilal’in anlattığı bu hikâye aslında çok önemli. Karadenizli müdürün bu bakışı, bundan 10 yıl önce ortalama vatandaşın bakışıydı. Çünkü ülkemizde geçmişinden kopuk bir zihniyet bu düşünceyi yerleştirdi. Kendisinden olmayan herkes yabancıydı ve bu yabancıların hepsi de aynıydı. Ama çok şükür bu zihniyet değişti. Şimdi dünün yabancısı olarak görülen bu insanlarla, ülkeler arasında gönül köprüleri kuruluyor. Gelecek gerçekten çok daha güzel olacak Allah’ın izniyle.